>

İki bin altı Ekim’de Moulinex marka ekmek makinesi ile başlayan maceram, emektar makinemin artık dayanamayarak bozulması ile bitti. Annem, bu durumu gördüğünde, makine çalışmamaya karar verdiğinde o da yanımdaydı, önce bir “Tüh,” dedi. Sonuçta bir anne, ben de o hayatta olduğu sürece (Allah uzun ömürler versin, başımızdan eksik etmesin), bir çocuğum en nihayetinde, en sevdiğim oyuncağımın bozulmasına üzüldü elbette. “Biraz bekle çalışır belki,” dedi. Gitti, üç beş dakika sonra geri geldi, yandaki açma kapama düğmesin bir kaç kez açıp kapadı, bu sefer, “Tüh tüh,” dedi. “Yaptırırız,” diye teselli etmeye çalıştı. Tüketim toplumunun en asil fertlerinden biri olarak, “Hayatta da uğraşamam onun servisiyle, gider yenisini alırım,” derken yaklaşık dört ay önce tekeri kırılan elektrik süpürgesinin, aylarca, boynu bükük ve mahzun beklediğini hatırladım. Allah’tan geçen yıl farklı nedenlerle edinilmiş ikinci bir süpürge vardı da ev toz ve mite içine gömülmemişti.
Mutfak aletleri içinde kendimle en çok bütünleştirdiğim ekmek makinemin acısını bir hafta içimden söküp atmaya çalıştım. Abartısız, kendi çapında küçük bir yastı benimkisi. Düşündüm, taşındım, muhteremden öğrendiklerimi normal bir fırında tatbik etmeye karar verdim. Aslına bakılacak olursa geçen dört buçuk yıl içinde gerek o makinede yaptığım ekmekleri yedirerek, gerekse sonuçlarını herkese anlatarak onlarca makinenin benim sayemde satılmasını sağlamıştım. Zamanında satın alınmasına sebep olduğum her Moulinex ekmek makinesi için bana pirim verseler ek bir iş bile edinmiş olabilirdim. Nerdeee…
Lafı uzatmayayım (gayet de uzattım aslında) bugün sadece işin özünü, daha sonra ise çeşitli ekmek tariflerini yazacağım. Görsel yok. Nedeni de benim kafamın, görsellerin hayal gücünü tırpanladığını düşünmesi. Haksız da sayılmam. Her şey görselle olsa sadece “Resimli Roman” sanatı varlığını sürdürebilir, kimse resimsiz kitapları almazdı. Artık ben anlatacağım siz hayal edeceksiniz (İtiraf ediyorum, işin aslı görselle uğraşmaya üşenmem. Bir güzel rasyonel de bulurum işte böyle). O kadar da iddialıyım hani, gözünüzle göreceğiniz kadar güzel yazacağım, görseli görmüş gibi kafanızda canlandıracaksınız.
İşin özü şudur: İster makine ile yapın, ister fırında..fark etmiyor. Elli gram una, 30 cc su koyacaksınız. Bu oranla istediğiniz miktarda ekmek yapabilirsiniz. Oda sıcaklığından biraz daha sıcak, ılık suyu (bunu yarı yarıya süt de koyabilirsiniz) en alta, üstüne iki kaşık zeytinyağı, un miktarına göre tuz ve iyi mayalanma için bir miktar şeker. Üstüne un, en üste de miktara göre kuru maya. Mayanın miktarı önemli. Çok veya az olması sonucu çok etkiliyor. 500 gr una hazır poşet mayalardan bir tane, yani 7-10 gr iyi oluyor. Sonra bunları güzelce yoğurmak gerek. Ben elle yoğurmayı oldum olası, çocukluğumdan beri, pek sevmiyorum. Makineye bu kadar bağlanmış olmamın sebebi de bu olabilir. Makine olmayınca ben de uzun zaman pek bir işe yaramadığını düşündüğüm mikserin burgu uçlarını kullanmaya karar verdim. İlk kullanıştan sonra bunların da işe yaradığını gördüm (Bu cümle Moulinex’in bana bozulan makinemin yerine yenisini hediye etmesi ihtimalini sanırım sıfırladı).
Yayınlamadan önce yazım hatalarını kontrol ederken aklıma geldi, karışım unlardan da kullanabilirsiniz. Hatta yeni başlayanlar için karışım unlar daha uygun, çünkü ilk başlarda tutturulamayabiliyor. Karışım unlar da bu risk yok. Piyasada zaten birkaç marka va. Benim favorim iki tanesi. (Moulinex’i çok fazla andım, karışım unları için isim vermeyi sonraya bırakıyorum. Her yer çok reklam kokmasın).
Ekmeği makinede yapıyorsanız, hem ekmeğin kabuğunun yumuşak olması hem de hazneden kolay çıkması için, makine durur durmaz atlamayın ekmeği çıkarmak için. Beş – on dakika bekleyin. Hele makineyi ilk kullanırken, insan büyük bir hevesle çıkarmaya çalışıyor, olmuyor, çıkmıyor. Beklemeyi başarırsanız, ters çevirince “lap” diye çıkıveriyor. Ancak yıllarca anlamadığım bir şey var, haznenin içindeki hamuru karmaya yarayan nesne neden bazen haznede kalıyor da bazen ekmeğin içinde kalıyor?
Ekmeğinizi fırında yapıyorsanız, büyücek bir tepsi kullanmakta, mesela sandviç ekmeği büyüklüğünde yapıyorsanız her bir hamur parçası ile diğeri arasında olabildiğince boşluk bırakmakta fayda var. Böylelikle daha kabarık, daha göz göz ekmekleriniz olacaktır. Piştikten sonra fırından çıkarmadan önce bir kase su ve büyücek bir örtü, biz sofra bezi deriz, hazır edin. İşte maharet isteyen kısmı geliyor. Kaseden aldığınız suyu ekmeğin üstüne serpeleceksiniz ama ne çok, ne az. Ekmeğin kabukları üzerine elinizin ıslaklığını bırakacaksınız. Sulama işinin bittiğine kanaat getirdiğinizde de hazırladığınız örtüyle sıkıca saracak, yemeye yeltenmeden önce anneannemin deyişiyle ‘anasının babasının evine varıp gelmesini,’ bekleyeceksiniz.
Bu kadar basit işte. Deneyin.
Yok ya, diyorsanız, ekmek makinesi alın. (Kendimi affettirdim mi acaba, Moulinex bana makine hediye eder mi?). İnanın çok kolay ve keyifli.
Reklamlar