“Göz kararı” terimi annelerin kullandığı bir kalıptır. Anneniz bir tatlı pişirir size, bayılırsınız. Yapmaya kalkarsınız, ölçü sorarsınız. Şundan ne kadar, bundan ne kadar koydun? İlla bir ‘göz kararı’ geçer tarifin içinde ve siz verdiği ölçüleri ne kadar titizlikle uygulasanız da tutturamazsınız. Tadı güzel olur da, annenizin yaptığı gibi olmaz. Hele ki, karınız (kibarca söylersek, eşiniz) uyguluyorsa bu tarifi, yerken damağınızdaki tada ancak uzaklardan bir aşinalık duyarsınız. Mesela benim için en basitinden, annemin yaptığı makarna bile ayrı güzeldir. Bir türlü onunkiyle aynı sertlik, yumuşaklıkta olmaz, yağını ayarlayamam (annem kadar bol koymam da, ondan). Kayınvalidemin yaptığı ekşili kuru dolmanın yanından bile geçemem. Ben ki mutfakla böyle haşır neşirim, durum budur, bir de mutfağın yolunu bilmeyenlerin halini düşünemiyorum bile.

    Bir arkadaşım var, adı Demet. Bir yıllık bile değil onunla arkadaşlığımız. Koşulların bizi bir araya getirmesiyle arkadaş olduk. Temel koşullar; aynı yerde çalışıyor olmamız, onun bir yaşında ikiz annesi olması, benim de biri dokuz, biri iki buçuk yaşında iki çocuk sahibi olmam. Demet, eski bir kariyer insanı. Şimdi hayatında kariyerin ve hatta her şeyin çok üstünde iki varlık var. Bu sebepten bu iki varlık hayatına girmeden önce es geçtiği şeyleri yapmaya, telafi etmeye çalışıyor. Eskiden mutfakta sadece nescafe yapıldığını zannederken, şimdi her gün işe gelirken ardında üç kap yemek bırakıp çıkıyor evden. Sebzeli köfte tarifi de ona gidiyor bugün. Cuma günü anlattığımda, yazsana, dedi. Ben de buraya yazıyorum işte. Yeni trend buraya yazmak. Böyle de söz dinler, haftasonu ödevimi yaparım.

    Ben bu köfteyi Kemal 2 yaşındayken rotavirüs enfeksiyonu geçirip, dört gün hastanede yatıp çıktıktan, bebeler ishalden nasıl telef olurmuş canlı canlı yaşadıktan sonra geliştirmiştim. Hastaneden çıktıktan sonra Kemal sadece tost ve köfte yiyiyordu. Zaten oldum olası zor yemek yerdi, lafın tam anlamıyla “Şahtı, şahbaz olmuştu.” Aslında tarifin orjinali benim değil, Nimet’in. Nimet de eski bir arkadaş. Onun kızıyla Kemal’in arası altı aydı, ikimiz de asistandık, birlikte debelenerek çocuk büyütmeye çalışıyorduk. Nimet’in tarifinde sebzeler, yani kabak, havuç, patates rendeleniyor, istenirse ıspanak da kıyılıyor sonra bunlar köfte harcı, klasik rendelenmiş soğan, ufalanmış bayat ekmek, tuz, karabiber ve kıyma ile yoğuruluyordu. Ardından normal köfte gibi şekil verilip, tavada pişiriliyordu. Ben böyle yapınca sevmedim, çünkü tadı mücveri andırıyordu.

   Ben yarım kabak, orta boy havuç ve küçük bir patatesi rendeledikten sonra bir fıske tuz ve bir kaşık sıvı yağla teflon tavada soteledim. Pişen bu sebze karışımını soğuduktan sonra köfte harcının içine koyup, içinde bir tane de yumurta kırdım. İyice yoğurdum. Köfte ne kadar iyi yoğurulursa, o kadar lezzetli olacağını unutmamak gerek. Sonra da köfteleri tepsiye dizip fırında pişirdim. Yağsız, kıymanın kendi yağıyla. Fırında pişen köfte daha sulu ve lezzetli oluyor. Bir de tepsinin dibindeki yağlı köfte suyu da deli bir lezzet olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Taze ekmeğin köşesi, bu suya bandırılmaya çok yakışır, lakin artık yaş kırka yaklaştığı için böyle şeyler yapamıyoruz. Bence çocuklara yapmakta hiçbir sakınca yok. Eminim çok severler.

    İyi bir Pazar günü geçirmeniz, yarın için bu akşamdan bu köfteyi hazırlayıp buzdolabına koymanız dileği ile.

Reklamlar