Etiketler

, , ,


Dünkü yazının facebook’ta paylaşımının gündeme duyarlı, hassas bir arkadaş tarafından engellenmesinden sonra blog son zamanların en fazla hit’ini aldı. Demek ki, yaptığım doğruymuş dedim. Doğru olmasa bile bir yasak daha ters tepti. Yazımın içeriğini sakıncalı bulup spam’e düşmesini sağlayan benim arkadaş listemden biri. Bu blogda yazdığım eften püften, kitaptı, yemekti, öykü sabuklamasıydı gibi şeylere tahammülü yoksa rica etsem de, bir zahmet arkadaş listemden çıksın. Yok kalacaksa elbet kalsın, ama kişilerin fikirlerine saygı göstermeyi de bilsin (Bence, acaba daha ne yazacağım diye, merakından kalacak). Bir de karar aldım, haftada bir gün ciddi, gündemle ilgili yazacağım. Gün de belirleyeyim, tam olsun. Dünün anısına Cuma olsun.

Bugüne fantastik ekmek tarifi koyacaktım. Biraz kuşkuluydum, beğenilir mi, beğenilmez mi, fazla mı uçuk olur, diye. Dünden sonra ‘cuk’ oturduğuna karar verdim. Tolkien’in evreni gibi fantezi bir dünyada yaşayıp hayalimizde türettiklerimize inanıp, bundan sonrası için stratejik kurgu savaşlara soyunurken bu dünyanın resmi yiyeceği bile olabilir.

İçine koyacağımız malzemelerden ötürü 50 gr una 30 cc kuralının bozulduğunu söyleyerek başlayayım tarife. Kuralı bozanlar muz ve tereyağı. Malzemeleri sıralayalım:

–         İki adet muz

–         İki avuç kuru üzüm

–         50 gr dövülmüş fındık/ceviz içi

–         240 cc su

–         500 gr un

–         50 gr tereyağı

–         İki çk. toz şeker

–         Bir fıske tuz

–         2 tk.tarçın

–         7-10 gr kuru maya

Önce yağı eritiyoruz. Erittiğimiz yağı derin bir karıştırma kabına koyduktan sonra üstüne, sırası ile su, fındık içi, kuru üzüm, toz şeker, tuz, un, tarçın ve mayayı koyup mikserle  karıştırıyoruz. Un hamura iyice yedirildikten sonra küp küp doğradığımız muzları ilave edip muzlar karışıncaya kadar ama çok ezmeden biraz daha yoğuruyoruz. Sonra kabımızın üstünü temiz bir bezle örtüp önce bir poşete sonra da sofra bezine sarıp iki saat mayalandırıyoruz. Hamurumuz mayalandıktan sonra az bir yağ sürdüğümüz 24 cm çapında veya 20×20 bir kek kalıbına koyup 1800 de 20 dk kadar pişiriyoruz. Üstü iyice kızardıktan sonra fırından çıkartıp, elimizle üstünü ıslatıp, yeniden sofra bezine sarıp 20 dakika kadar dinlendiriyoruz.

Ben tarçın yerine, dolapta bulduğum bir baharat karışımı kullandım. Şöyle bir kokladım, güzel geldi kokusu, ben de koydum ama galiba bu karışım, her ne kadar içinde ağırlıklı olarak tarçın olsa da ekmekte biraz tuhaf oldu. Bir de ben şeker koymayı unuttum. Tattığımda ekmeğin tadı güzel geldi ama bana. Ben de ofise kahvaltı için götürdüm. Yorumlar ve mutfak arasında geçen diyaloglar şöyleydi:

A: Bunun içinde ne var?

S: Muz. (Yüzümde kocaman bir gülüşle)

A:Yok, yok. Bir baharat var.

D: Aaa…Muz mu? Ben de muz tadı aldım ama ne alaka dedim.

S: Güzel olmuş di mi? (Kendini onaylatma çabası)

A: Değişik. İçindeki baharat ne? (Yesem mi, yemesem mi. Ben  ne yiyiyorum ya, reaksiyonu. Nezaketten ‘Değişik,’ dedi bence)

S: Baharat karışımı. Tarçın çoğunlukta ama. Bildiğim kadarıyla elma kurusu, zencefil filan da var karışımın içinde.

A:Bana kimyon var gibi geldi.

S: Olabilir. (Kafanın hafif yana eğilmesi)

D: Ben beğendim. Tatlı mı, tuzlu mu belli değil. (Gerçekten beğendi mi, acaba?)

S: Ben de kekle peynir yiyen arkadaşlar için yaptım. (Yok böyle bir şey. Elimde patladı, kurtarmaya çalışıyorum)

D: Yok, yok güzel olmuş. Bir şeyi eksik gibi.

S: Şeker koymadım. Az şeker koysaymışım daha iyi olurmuş.

E: Nerden geldi aklına muzlu ekmek yapmak.

S: Eee.. düşündüm, olur gibi geldi.

SE: (Mutfakta çalışan …Abla) Olmuş, olmuş.

S: Bence de oldu ama baharat karışımı yerine sadece tarçın olmalıymış (Sonunda silkinip kendime gelebildim ve ürünümü savunmasız bırakmamaya karar kıldım). Zaten bu bir denemeydi (Yine geri çekildim). (Baharat karışımı galiba sıcak şarap yapmakta kullanılan bir karışımdı).

D: Bu evde yapıyor, gelip bizde deniyor.

Gülüşmeler

S: Getirmeyeyim mi? (Omuzlar çökkün)

D: Yok getir, getir de denemelerde bir kısmını aşağıya götür, yanına da kağıt koy, fikirlerini yazsınlar (‘Bizim günahımız ne, alt kat ofistekiler de maruz kalsınlar bu abuk sabuk şeylere’ demek istemedi sanırsam)

SE: Yok, hayır. Getirdiklerinin çoğu çok güzel oluyor, kime yeter sonra.

S: Götüreyim mi şimdi bunun yarısını? (Baharat karışımı, yaktın sen beni. Ofisteki karizmam senin yüzünden sarsıldı)

Fikirbirliği ile götürmememe karar verdik. Bir iki kişi odama gelip beğenilerini iletti. ‘Değişik’ olmuş kelimesi, ortak kullanılan bir ifadeydi. En azından kendimi sayelerinde tuhaftan bir basamak ileri ‘iyi’ hissettim. SE, daha sonra bir dilim de genel müdüre götürdüğünü, onun da ‘Değişik’ dediğini söyledi. (Şükürler olsun dün CEO ofisteyken getirmemişim bu ekmeği)

Siz tarçın koyun, bir de şekeri unutmayın ki, ‘Değişik’ değil, ‘Güzel’ olsun.

Reklamlar