Etiketler

, , , , , , ,


 

Seyahat öncesi mutfak çalışmalarından iki nadide tarif vereceğim bugün. Çay saati tadında olacak yani. Ekmek yapmıyorum bir süredir çünkü bizim Bey benim fantastik denemelerim sonucunda isyan etti, artık herkes gibi normal ekmek yemek istediğini açıkladı. Bu sebepten ya karışım unlardan risksiz yulaf, çavdar, yedi tahıllı ekmek yapıyoruz veya marketten dilimlenmiş, herkesin yediği ekmeklerden alıyoruz. Buna rağmen aklımda yine de yepyeni ekmek tasarıları var. Söylemesi ayıp, bir de evvelki gün, elbet kendi tasarımım, karışık sebzeli bir börek yaptım, deli nefis bir şey oldu.

İki renkli kurabiye aslında daha önceden tarifini verdiğim çikolatalı kurabiyenin ölçüleri üzerinde oynanarak yapımı değiştirilmiş şekli. Ölçülerle oynadım, çünkü annem bereketsiz olmasından yakınıyor. Bu şu anlama geliyor: Ben genelde bu kurabiyeyi seyahate çıkmadan önce çocuklar ben yokken yesinler diye yapıyorum. Anladığım kadarıyla bir seferde bir tepsiyi yiyorlar, sonrasında da ya annem üşeniyor yapmaya ya da daha doğrusu kurabiyenin tarifi onun kafasındaki tarifle örtüşmediği için eli yapmaya varmıyor (Annem içine illa yoğurt koyar, ben yumuşatıyor diye koymuyorum. Bir de ona göre bu kadar yağ koymak israf) .

Bir taraftan da kurabiyeyi iki renkli tasarladığım için hamurunun biraz fazla olması gerekiyordu, biraz da bu sebepten ölçüleri değiştirdim.

Yazmaya bir başlayınca lafı iyice uzatıyorum. Malzemeler:

–         150 gr tereyağ

–         150 gr şeker

–         1 yumurta

–         275 gr un (Yaklaşık miktar. Tereyağındaki su oranına, yumurtanın büyüklüğüne göre değişiklik gösterir. Sonuçta bir ‘kulak memesi kıvamı’ deyişi var değil mi?)

–         Bir fiske tuz

–         1 çay kaşığı kabartma tozu

–         1 paket vanilya

Teorikte önce şeker ve tereyağını iyice birbirine yedirmeli sonra yumurtayı ilave etmeliyiz. Unu yumurta, şeker ve yağa iyice karıştıktan sonra koymalıyız ama bende öyle bir sabır ve zaman yok, o yüzden ben malzemeleri bir kaba üst üste koyup ardından iyice yoğuruyorum. Bundan ötürü pek bir olumsuz sonuçla da karşılamadım.

Elde ettiğim hamuru ikiye böldüm, bir yarısına bol kakao koyup biraz daha yoğurdum. Her iki hamuru tezgahta iki ileri iki geri oklava darbesi kadar açtım, sonra üst üste koyup iki hamuru birlikte açarak büyüttüm. Hamur gevrek ve yağlı olduğu için kolay açılmıyor, kenarları düzgün olmuyor, pürtüklü ve çatlaklı oluyor. Elinizden geldiğince düzgün açın, artık ne kadar olursa. Açılan hamurun büyüklüğü 20 cm çapında filan oluyor. Sonra bu iki renkli hamuru kenarlardaki pürtükleri olabildiğince toparlamaya çalışarak rulo yaptım. Hamurun ortasına gelince ruloyu durdurup bir bıçakla rulo bitiminden boydan boya hamuru kestim, ruloyu biraz kenara alıyorsunuz. Rulonun dışı doğal olarak açarken altta kalan renk oluyor. Rulodan 1 cm kalınlığında dilimler kesip her dilimi tepsiye koymadan önce avucuma yatay koyup biraz bastırdım. Sonra aynı şeyi hamurun tezgahta duran diğer yarısı ile yaptım. Yirmi dakika kadar, 1800 de önceden ısıtılmış fırında pişirdim.

Bir kuarbiye tarifi için bayağı uzun oldu. İki tarif bir güne çok olacak, poğaça tarifi Cumartesi’ye kalsın. Neden yarın değil de Cumartesi? Çünkü yarın benim ‘tek geçerim’ dediğim kitaplardan birini okumamın  beşinci yıl dönümü. Yarın, ardında haftasonunu barındırdığından kitap yorumu yazmak için ideal bir gün.

Gece gece (saat 03:00’e geliyor) canım bir tuzuklu köbete çekti ki anlatamam. Cumartesi, olmadı Pazar şöyle bir patatesi bol, kıymalı tuzuklu köbete yapayım.

Kurabiye..? Çocuklar bu iki renkliyi bisküviye benzediği için çok seviyor. Büyükler zaten ne olsa yiyor.

Reklamlar