Etiketler

, , , , ,


İki erişkin, orta yaşların başlarında erkek. Lise yıllarından arkadaşlar. Yirmi yılı aşkın süren bir marazi arkadaşlığı aralarda kesintilerle sürdürmeyi başarmışlar. Bu bir başarı mıdır tartışılır aslında. Aynı cinsten iki kişinin, belirli bir yaştan sonra, arada cinsellik barındırmayan sıkı, korunaklı, kolay kolay dışarıdan kimseyi almayan ilişkisi her zaman bana tuhaf gelmiştir.

Hikayeyi Ender, diğerine, Çetin’e anlatır. Anlattığı, birlikte yaşadıkları günlerin bir dökümüdür. Ender, kendiyle hesaplaşamamaktan ötürü Çetin’e anlatır hikayelerini.

Bu iki adamdan Ender olanı çevirmendir, gün boyu genelde evde oturur, evde oturmaktan insan içine çıkıldığında zorlanmaktadır, Çetin ise hikaye anlatılandır, sabah gidip akşam gelen, çalışan insandır. Ender’le Çetin’in arkadaşlığı lise yıllarına, Çetin’in acayip tuhaf olduğu zamanlara, ağabeyi trafından bakıldığı, annesiz babasız yaşadığı yıllara dayanır. Hikayeyi anlatan Ender olduğu için Ender, kendisini ve Çetin’i ise nasıl görmemizi istiyorsa öyle anlatır. Ender zaman zaman duyarlı, zaman zamansa benzcil bir adamken Çetin aslında geçmişteki tuhaflıklarına rağmen gayet sıradan bir adamdır. Ender kadınlarla ilişkilerinde daha duygusalken, Çetin basit ihtiyaçları ön planda bir adamdır işte.

Bir gün, Ender’le Çetin’in yakın arkadaşları, memleketi olarak Amerika’yı kasteden Fikret’in babası ve üvey annesi trafik kazasında ölür. Fikret, iki arkadaşından baba bir, anne ayrı kızkardeşi Nihal’e üniversiteye bitirinceye kadar göz-kulak olmalarını ister. Nihal’in evlerine taşınması ile bu iki erkeğin hayatı değişir.

Anlatı boyunca bir ileri, bir geri gider geliriz. Ta ki…

Bir solukta okunabilecek bir kitap. Ben, aslında Barış bıçakçı’nın “Veciz Sözleri”ni okumak istemiştim. Almaya gittiğimde önce yanlışlıkla Hakan Bıçakçı diye birinin bir kitabını aldım, sonra fark edince değiştirmeye gittim ama Veciz Sözler’i bulamadım. Ben de filmi sebebi ile Bizim Büyük Çaresizliğimiz’i aldım, filmi görmemişken okuyayım, dedim. Kendi kanaatim her zaman sinemaya adapte edilmiş eserleri izlemeden okumaktan yana olduğu için belki de bununla birlikte aldığım Baharda Yine Geliriz’i değil de Bizim Büyük Çaresizliğimiz’i okudum.

Eğer filmi izlemediyseniz siz de önce kitabı okuyun, derim. Bence kitap o kadar güzel ki, ne kadar iyi olursa olsun filmi bu kadar güzel olamaz. Bir de eminim filmde, kitaptaki Hikmet hayaleti belli olmuyordur. Hikmet hayaleti rahatsız edici olabilirdi ama yazar öyle doğallıkla, belki de kendisi bile farkında olmadan gezdiriyor ki onu, eski bir dostu görmek mutlu ediyor insanı.

Sevgili Holden’ın dediği gibi bazen insan iyi kitapların yazarlarını tanıyor olmak, bir telefon açıp konuşmak ister. Ben kitabı çok sevdiğimden olacak yazarı hiç tanımak istemezdim açıkcası. Bir de tanıdığım bir kişi bu kadar güzel bir kitabı yazdıysa feci kıskanabilirdim de. Barış Bıçakçı, kitabın arka kapağında yazdığı gibi, “Yer gibi, su içer gibi,” yazıyor. Düşünsenize bir, karşılaştığınız adam konuşurken zorlanıyor, takılıyor, ne olurdu? Bazen yazarlar insanı hayal kırıklığına uğratır. Bana iki kere oldu, ondan biliyorum.

Bir de İletişim Yayınları’nın bir marifetinden elindeki yazarların kıymetini bilememesinden, Barış Bıçakçı’nın filmden sonra az da olsa tanınmış olmasından da söz etmeden geçmeyelim. Keşke başkalarına harcadıkları mesaiyi ellerindeki birkaç isime harcasalar. Buraya yazarın fotoğrafını koyacaktım ama internette bulduğum iki fotoğrafın yazara ait olup olmadığından emin olamadığım için koymadım. Film gösterildi ve bitti, buna rağmen yazar popüler ve medyatik olmadı. Bu da bir başarı işte!

Reklamlar