Etiketler

, , , , ,


Yine yıllar önce okuduğum bir kitap hakkında yazacağım. Eski İdefix siparişlerimi gözden geçirirken aklıma geldi. Ne zaman alındığı değil, ne zaman okunduğu önemli. Hayatımın hengameli bir döneminden sonra suların durulduğu, kendi içinde şamatalı ama huzurlu günlerdi. Kitabı 2004’te almışım, 2005 sonu 2006 başında okumuştum. O zaman okuma listem henüz bu kadar kabarmamıştı. Şimdilerde önümde okuyacak, alınmış bekleyen yaklaşık 350 kitap var. Neden böyle? Belki bir gün parasız kalırsam kitapsız kalmayayım diye olabilir. Bu rakam zaten öyle abartılacak bir rakam da değil. Walter Benjamin öldüğünde okunacak listesinde son kitabın no.su 1649 imiş. Walter Benjamin’i de ayrı severim, söylemeden geçmemeyeyim. Bir insan için okumayı planlayıp da okuyamadığın 1649 kitabı ardında bırakıp ölmek fena bir şey olsa gerek.

Okyanuslar… Ölmeden önce okunması gerekn 1001 kitap listesinde var mıydı, hatırlamıyorum. Kesinlikle olmalı. Bir kere adı çok güzel. İnsana sonsuz çeşitlilikte çağrışımlar yaptırıyor. Kitap arkasında şöyle yazıyor: Fransa’nın doğusunda bulunan Monterville’de yaşayan Léo-Paul Konski için okyanuslar, çok uzaklardaki seraplardan ibaret. Léo-Paul hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği şiirsel bir yerde, uzun bir kaçış sonrasında okyanusla karşılaşır. Tam bu noktada çocukluğundan uzaklaşır, başka bir yerde yaşamak için ailesini terk eder. Paris’e gider. Orada çalışma hayatı, kadınlar, aşk ve edebiyatla tanışır. Ama aynı zamanda başarı, şiddet, endişe ve terk edilme kelimeleri de karşılamıştır onu. Okyanuslar, genç bir Fransız’ın dokuz yaşından yirmi dokuz yaşına kadar süren yirmi yıllık duygusal ve entelektüel yolculuğunu anlatıyor.

Leo Paul, annesi ve babası ile bir apartmanın sıradan bir üst kat dairesinde yaşayan herhangi bir dokuz yaşında çocuktur. Yanlış hatılamıyorsam babası demiryolunda çalışmaktadır, annesi bir sahnede dikiş diker. Biz Leo Paul’ün büyüme hikayesini okuruz. Hiç sıkılmadan. Kitap hacmen iyidir belki de ondan, hiç bitmeyecekmiş hayatımın sonrasında hep bu kitabı okuyacakmışım gibi hissetmiştim. Öyle güzel, masalsı bir anlatıydı ki bazen oğluma nereyi okuyorsam orasını onu uyuturken masal diye okurdum. Ne kadar etkileyici bir anlatıymış ki, o zamanlar dört yaşında olan oğlum bugün bile onu okuduğum kısımları hatırlar, özellikle Leo Paul’ün çöp arabasını beklediği kısmı arada anlatır.

Leo Paul’ün dokuz yaşında Monterville’de başlayan hikayesi, Paris’e uzanır. Çocukken hayalini kurduğu okyananuslarda Paris’te yüzmeye başlar, genç bir adam olarak hayatı tanır, aşık olur, terk edilir, çalışmanın getirdiği başarıyı, endişeleri tadar. Leo Paul’ün hikayesi yirmi dokuz yaşında, artık çocukluğun tamamen bittiği, tam bir erişkin olduğu yaşta son bulur.

Yves Simon, dünyada bilinen ama Türkiye’de pek de tanınmadığını düşündüğüm bir yazar. Dünyada da müzisyen kişiliği ile daha fazla tanınıyor. Halbuki Wikipedia’ya göre otuzdan fazla kitabı var ve Okyanuslar ödüllü bir kitap. Yazar, üretim ritmini yıllarca bir kitap, bir albüm yayınlayacak şekilde kurmuş ve bu ritmi uzun yıllar devam ettirmiş. Türkçe’de yayınlanmış iki eseri daha var: Duygu Sapması ve Renkli Günler. Onları okumadım ama onların da iyi okuyuculara söyleyecek çok şeyi olduğundan eminim. Okyanuslar, Everest Yayınları’ndan yayınlanmış. Çevirmen kimdi hatırlamıyorum. Everest Yayınları’nın çevirmen adını kapağa yazmamak gibi tuhaf bir tavrı var. Çevirisi hayret edilecek kadar iyiydi ki benim aklımda mükemmel bir okuma şöleni olarak kalmış. Fotoğraf, yazarın  gençlik hali. Sonraki halleri ile karşılaştırınca Okyanuslar’ı yazan bu haliydi diye hayal ettim, ondan bunu koydum. Tavsiye ederim, okuyun. Pişman olmazsınız.

Reklamlar