Her blog yazarı gibi tamamen bencilce sebeplerden ötürü blog yazılarına başladım. Birinci sebebim bir anda sanki içimde bir kutuda yaşıyorlarmış da kapak açılınca aceleyle kendilerini dışarı atmış gibi hayatıma dalan LEZZETLİ ÖYKÜLER’i paylaşmaktı. En temel sebep buydu. Diğer yazılar yani yemek tarifleri, gezdiğim yerlere dair izlenimlerim, okuduğum kitaplarla ilgili yorumlarım, ekmek yapma sevdam hepsi teferruattı. Bir de her gün bir şeyler yazma disiplini edinmek için blog yazıları yazmaya başladım. Sonra işin içine beklediğimden fazla bir tutku girdi, her gün okuyanların sayısının artması ile bu bloga iyice bağlandım. Bir yazıyla günde neredeyse 5000 kişiye ulaşınca başım döndü, başarı sarhoşu oldum.

LEZZETLİ ÖYKÜLER’i burada öykü öykü yayınlarken kaç kişi okudu bilemiyorum ama sayının çok da fazla olduğunu sanmıyorum. Herneyse, artık LEZZETLİ ÖYKÜLER ete kemiğe büründü ve kitap oldu. Tek derdi çok insana ulaşabilmek. Onları okuduğunuzda, kahramanları bana yaptıkları gibi sizin de hayatınızı değiştirir mi bilemem.  LEZZETLİ ÖYKÜLER’le bir anlamda benim hayatım kesinlikle değişti. Yıllardır süren bir çocukluk hayalimi gerçekleştirdim. On sekiz yıl önce bıraktığım yazma serüvenime hızlı bir dönüş yaptım. Yazı sesimin bu süre içinde istediğim kıvama gelmemiş olsa da olumlu anlamda bayağı değişmiş olduğunu gördüm. Bu öyküler bana başlayıp bir türlü bitiremediğim başka hikayeleri bitirebileceğim umudunu verdi.

Bir hikayem var kafamda neredeyse sekiz yıldır evirip çevirdiğim, bir yıldır da yazdığım. Belki araya LEZZETLİ ÖYKÜLER’in girmesiyle, belki de ben yazmaya bir türlü kıyamadığımdan uzun zamandır benimle birlikte olan bu hikayenin yazımı durmuştu. Bazen devam etmeye teşebbüs etsem de bir türlü olamadı. Dün galiba büyük gündü, girdiğim bataktan kafamı kaldırmayı başardım.

Blog yazılarımı sabah bir saat erken işe giderek yazıyordum. Hikayem sıkıştığı yerden kurtulduğuna göre artık sabahki bir saatleri ona vermem gerek. Bu sebepten blog yazılarımı yavaşlatmaya karar verdim. Elbette yaptığım yemekleri, okuduğum kitapları, gördüğüm yerleri yazacağım ama bundan sonra şimdiye kadar olduğu gibi her gün, düzenli yazılar olmayabilir. Hem zaten önümüz yaz. Artık neredeyse herkes bilgisayarını cebinde taşıyor olsa da  blog yazılarına ilgi malum bizi bekleyen sıcaklardan etkilenecektir diye düşünüyorum.

Her şeyden önemlisi yıllardır benimle yaşayan bu hikaye iyi kötü bitmeli ve huzura kavuşmalı(yım). Kendime Ağustos sonu gibi bir bitiş tarihi koydum. En azından birinci yazımı bu tarihte bitirmeliyim. Zamansal olarak bayağı aralıklı yazdığım için zaten yeniden okuma ve yazması  da bayağı zaman alacaktır ama kışa onun da ete kemiğe bürünmesini istiyorum. Gün’ün hikayesi sanırım en çok kışa uyuyor.

Arada görüşmek dileği ile…

Reklamlar