Etiketler

, , , , ,


Dün akşam elime geçen iyi bir fırsatı çok kötü kullandım. Çocuklar bir süreliğine bizi rahat bırakmışlardı ve film seyretmeye karar verdik. Korkunç bir hata ile Özcan Deniz’in bu sene yaptığı filmi seyrettik. Kabul ediyorum, merak etmiştim. Bir yerlerde konusunu şöyle bir okumuştum, fena gelmemişti. Aslında ne Özcan Deniz, ne de Deniz Çakır beni  yanıltmadı. Özcan Deniz felaket kötüydü. Onun için oyuncu bile demek güç. Deniz Çakır fena değildi ama onda da hala o Ferhunde hali var. Ya da Ferhunde öyle bir kazındı ki beynimize bir şekilde Ferhunde’yi görmek istiyoruz. Özcan Deniz eski rol arkadaşı Naz Elmas’ı es geçememiş, ona yakışır bir rol vermiş ve galiba Naz Elmas filmdeki  en iyilerden biriydi. Unutmadan söylemeli, Ece karakterini çok tuttum. Üst dudaksız, alt dudağıyla konuşan Barış Falay’ın canlandırdığı playboy işadamı da hani öyle bir copy-paste idi ki, anlatmam mümkün değil (bu adam Aliye dizisinde hiç bu kadar kötü durmuyordu). Hele Deniz Çakır’ın canlandırdığı Didem tarafından tumturaklı bir şekilde reddedildikten sonra oturup hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla ağlayarak hayatı ve kişiliğiyle yüzleşmesi sahnesi süper iç cızlatıcıydı demeyi çok isterdim. Janset’i atlamayalım. Janset, Didem’in en yakın arkadaşı rolündeydi ve adı Ayten’di. Başka isim bulamamış mı acaba Özcan Deniz* Ben Janset’in yerinde olsam rolü tek bir şartla oynadığım rolün adının değişmesi şartıyla kabul ederdim. Ne bileyim Ayten bir teyze adıdır. O rolün adı Ayten olmaz. Beste olur, Çağla olur, Ezgi olur…olur da olur ama Ayten olmaz. Bir de  Timur diye böyle figüranımsı bir karakter vardı. O da yıllar önce Janset’in “Yarım elma” mıydı neydi, bir dizi vardı, orada karşılıklı oynadığı bir adamdı.

Hakkını vermeliyim, Didem’i takdir ettim, o öküzün peşinde Ağrı’lara gidip, iki yıl kalmış.

Elbette mesaj kaygısı olan bir filmdi. Hayvan barınağı, özürlü çocuklar konularına da güya çaktırmadan değinilmişti.

Sanırım Özcan Deniz boş zamanında çok Hollywood filmi izlemiş, sonunda “Ulan ben de yaparım, ne var,” demiş ve yapmış. Bu kadar olabilmiş.

Filmin en koptuğum sahnesi, Didem’in merdivenlerden inişi ve herkesin konuşmayı kesip ona bakmasıydı. “Bu kadar da jenerik olmaz!” dedim.

Beni en çok oyuncular, özellikle de yan rollerdekiler düşündürdü. Birbirinden emektar oyuncular vardı. Sanırım durum o kadar kötü ki bu vasat filmde oynamayı kabul etmişler.

Film yapmak zor bir iş olsa gerek, dün bir kere daha karar verdim. Yapımcı olmak zor, para yatıracaksınız ve bir sürü sorumluluğu alacaksınız. Senarist olmak zor, aklınızdakini ustalıkla tüm oyuncuların anlayacağı ve kendine düşeni olması gerektiği gibi hissedeceği şekilde kağıda geçireceksiniz. Yönetmenlik ise apayrı bir iş. Senaryoyu oyunculara aktarıp onların senaryoyu sizin okuyup hayal ettiğiniz şekilde somutlaştırmalarını sağlayacaksınız. Bunun için de hayatı sinema olarak algılayan bir beyniniz olmalı gerekiyor sanırım. Ne diyeyim, zor iş.

Benim gibi aklında kalanlar için buyurun fragmanı:

 

Reklamlar