Etiketler

, , , , , , , , , ,


Evvvet…o büyük gün geldi! İnşallah yarın tatile gidiyoruz (Böyle cümelelerin başına “inşallah” , “Allah izin verirse..” kalıplarını eklemediğimde annem çok kızıyor. İtaatkar bir çocuk olarak, ki annemin bu hayattaki en büyük gailesi kendisine kayıtsız şartsız itaat eden çocuklar yetiştirmekti, ama olmadı, kardeşim açık itaatsiz, bense tipik bir pasif agresif oldum, demezsem isteğim olmazmış hissini üstümden atamamaktan ötürü diyorum işte…İnşşşalllaaaah!).

Malumunuz Ramazan sebebiynen herkes tüm ağustos ayını oldukça dindar geçirecek, popülasyonun çoğu tatilini temmuz ayına gömdü, Pazartesi itibariyle de sabah trafiğinin güzelliği ile tatilden döndüklerini görmüş olduk.

Neyse ne, bizi elalem enterese etmez. Biz kendimize bakalım. Bizim tatil mecburiyetten yılın bu zamanına geldi. İş, güç, vs…

Salı günü itibariyle evcek tatile gidiyoruz havasına girdik, ben mutfağı kısmen dinlenmeye aldım. Mesela bu hafta hiç ekmek pişirmedim. Zaten hacet de yoktu, Ramazan pidesi vardı. Akşam iş dönüşü markete uğramamayı az yadırgamadım değil doğrusu. Sıcaklardan mutfak pek de hoş görünmüyordu gözüme. Lakin, böyle durumlarda kesin bir menemen yapılırdı buzdolabında kalan malzemelerle, unuttuk, şimdi yazarken aklıma geldi. Bir akşam şöyle soğanı iyi kavrulmuş, biberleri görece diri, bol domatesli bir menemenin yumurtasına pide bandırmak muhakkak ki güzel olurdu. Olsun, bu tatilin dönüşü var, yoldan sonra alelacele ne pişirsem derdi var. İyi oldu, yazdım aklımın bir köşesine.

Bugüne gelecek olursak akşam yemeğini dışarıdan sipariş ettik. Wienerwald’den tavuk söyledik. Sekiz baharatlı. Bir kere de yıllar önce (galiba 2 yıl) önce sipariş etmiştik.  Telefonda siparişi alan kişi direkt adresimizi söyleyince hatırşinaslıklarından ötürü zitadesiyle duygulandım, ‘müşteri memnuniyeti bu olsa gerek,’ dedim. Bizim Bey tadına baktı, “Bir daha tavuk pişireceğim diye uğraşma,” dedi. Blogda daha önce yazmış olduğum “Ballı Tavuk Kanadı” tarifinin tarihindeki en yüksek hiti aldığı bugün halimiz bir nebze ironik durdu galiba.

(Bizim Bey’e ellerimle akşam yemeği niyetine hazırladığım;

Sekiz ot karışımı ile pişirilmiş Winerwald  tavuklu,

Andante makarnalı,

Nar ekşisi sosla ve Ege incisi Ayvalık zeytinyağı ile bezenmiş

Akdeniz Salatası)

Az evvel twitter’a baktım, Elif Şafak’ın İskender’inin Zadie Smith’in “İnci Gibi Dişler”inden ciddi intihal olduğu dönüyordu. Zamanında zat’ın kendisinin de Orange için yarıştığı ancak çıkmadan çok satanlarda birinci sırada yer alan eserinin bir Orange ödülü sahibinden intihal olduğu iddialarını taşıması sanırım çok daha ironik oldu. Gösterilen kanıtlar azımsanacak gibi değil.

Benim ve kardeşimin de kişi ile ilgili benzer iddiamız vardı ama  okuma belleğimizin geçmişine dayalı olmasından ve oturup yeniden okuyarak iddialarımıza kanıtlamak için yeterince kafi derecede tembel olmamızdan ötürü kanıtlayamadık. İddiamız, Siyah Süt’te Siri Hustvedt’in Sevdiklerim’inden, hadi insaflı olalım, intihal olmasa bile ciddi bir esinleme mevcut olduğuydu.Kardeşim ‘birebir’ der, çünkü kahpe kaderin acı bir tesadüfü sonucu Sevdiklerim’in üzerine Siyah Süt’ü okumuştu, bense ona göre okuma oburu olmamdan ötürü  Siyah Süt’ü okurken sadece “Bir yerlerde okumuş gibiyim, yaşarken anın dé ja vu’su oluyordu ancak okurken hiç olmamıştı” diye içimden geçirmiştim. Bizimkisi de bir iddia işte…

Yarın yol var. Bodrum, Türkbükü’ne doğru. Bey-bayan (ve de çocuklar) ilk kez gideceğiz. Sen dünyayı dolaş, Türkbükü’ne ilk kez git, olacak şey mi?

Tatile gidilir de kitapsız olur mu? Elimde halihazırda okuduğum Philip Roth’un ‘Shylock Operasyonu’ var. Uzun zamandır okuma listemde sıra bekliyordu, Norveç’teki katilin ardından Serdar Turgut’un köşesinde adı geçince okumaya başladım. Bir haftada hepsini okumam mümkün değil ama tatil için yaptığım kısa liste sırası ile şöyle:

–         Dur Bir Mola Ver / Tom Robbins (cehaletten atlamışım, bu yaşıma gelmiş hiç Tom Robbins okumamışım. Madem başlıyorum ilk eserle başlamak her zaman iyidir)

–         Dövmeli Kız / Joyce Carol Oates (Marya, Bir Hayat’ı çok sevmiştim, beni hayal kırıklığına uğratmayacağından emin olduğum bir yazar)

–         Oyun  Dörtlüsü / Juli Zeh ( Yaşıtıma imrenmek, belki de hırsımdan çatlamak için)

–         Soylu Sınıfın Sonbaharı / Elias Canetti (Bir dönemin Londra  entelektüellerini bir başka entelektüelin gözünden izlemek için)

Bir de aklımda ‘Kinyas ve Kayra / Hakan Günday’ı da eklesem mi?’ var. İnsan her şeyi okuyamıyor, şimdiye kadar hiç fırsat olmadı.

Sonuç şudur ki, her ne kadar henüz valizimiz hazır değilse de ruhumuz çoktan tatile hazır. Belki Türkbükü’nden yazarım, yazamazsam da kusura bakmayın, kendimi eğlenceye, denize vurmuşluğuma verin.

 

Reklamlar