Etiketler

, , , , , , , , ,


Eve döndüm. Evdeki mesai her zaman daha ağır, bu bir gerçek ama güzel, hem de en güzelinden.

Dönüş uçağımı iki saat erkene aldırabilmek nasıl mutlu etti, anlatamam. Tuhaf bir durum, günlerce uzak kalınabiliyor da, artık sonunda bir saat fazladan kalmaya tahammül edemez oluyor insan.

Eve ne kadar hasretsem, ev de, ev ahalisi de başta Defi olmak üzere, bana o kadar hasretti. Cuma akşamını sağolsun Sesil’de geçirdik. Akşam geç dönüşüm planlandığı için çocukları almış, yemek hazırlamıştı. Erken uçakla dönünce ben de tam yemek vakti yetiştim. Yemekten sonra on beş gün önce annemdeki akşam yemeğinde ilk kez yaptığımız şeyi yaptık, 51 oynadık.

Sesil çok severdi çocukken 51’i . Bense sırf onun sesi çıkmasın dolayısıyla da annem bana kızmasın diye bir nev’i silah zoruyla oynardım. Büyüdükten sonra, kendi rızanla oynamak zevkliymiş. Cumartesi akşam Sesil’ler telefon etti, ‘evde misiniz 51 oynamaya geliyoruz,’ dediler. Dün, Pazar akşamı da biz onlara gittik, fırında patlıcan kebabı yapacaklarmış, ‘davete icabet etmek gerekir, hem de 51 oynarız,’ dedik.

Meğer biz çocukken Sesil’le çok basit bir oyun oynarmışız, kuralları net ve kesin. Elin 51 oldu mu açarsın, o kadar değilmiş. Bir dünya kuralı varmış. İşin komiği her gün yeni bir kural çıkıyor. Her yeni kuralla oyunun oynanma şartları ağırlaşıyor. Şükür temel kural aynı. Elimde toplamı 51 eden seri veya per oldu mu açıyorum. Kızıyorlar bana, zevki kaçıyormuş oyunun. Olsun, Cumartesi bu taktikle ben kazandım oyunu. Dün mü? Feci kaybettim.

Dün Bizim Bey’in zoruyla yıllardır yüzleşmekten kaçındığım, öyle ki iki ev taşıma sırasında bile uzak kalmayı başardığım bir gerçekle yüzleşme zamanıydı. Defi’nin odası! Kabustu ama gerçekti. Üç yaşındaki Defi’nin bir yaşından kalma kıyafetlerinin, Kem’den kalma oyuncakların seçilme ve atılması gerekiyordu ki doğumgünü yaklaşmakta olan Defi’ye doğumgünü hediyesi olarak Bizim Bey’in alacağı yeni gardroba yerleşmek mümkün olsun. Bu hayatta ev işinden, hele ki dolap ve çekmece düzeltme işinden tüm varlığımla nefret ederken varın siz anlayın dünün benim için ne zorlu olduğunu. Başlarken ve de en korkunç halinde yani artık her şeyin ortalığa dökülüp odanın içi ayak basılamaz duruma geldiğinde bitmiş halini hayal ederek avuntu bulmaya çalışıyordum. Bir ara düzen sağlamaya çalışırken kendimi düşüncelere kaptırmış buldum, aklıma nedense Mrs Dalloway geldi.

Bir ara sabahtan beri elime almadığım telefonumda geceden kalma cevapsız bir arama gördüm. Arayan sevgili KakaraKikiri’ydi (www.kakarkikiri.wordpress.com). Önceki akşam saat 22:30 sularında Caddebostan’dalarmış, ‘hadi, siz de gelin,’ diye aramışlar, muhtemelen biz kendimizi 51’e fena kaptırmış olduğumuz için duymamışız. O an yapmakta olduğum işi söyleyince içimde hep var olan, zaman zaman burada söz ettiğim derdimi, küçük tuvaletteki sıkıştırılmış kütüphanemi hatırlattı. Oranın nispeten evin en düzenli yerlerinden biri olduğunu, istediğm hale gelmesi için bir odası fazla bir eve taşınmamız gerektiğini söyledim.

Sonra Sesil aradı ve yardım teklifinde bulundu, seve seve kabul ettim. O gelince pek bir hızlı ilerledik, tabi bunda bir süre sonra sıkılıp benim elime geçeni, kalsın diye ayırdıklarımı bile, atılacak kutusuna tıkıştırmam bayağı etkili oldu. Biz tam bitirmiştik ki, Bizim Bey gardrobun eksik parçasını getirdi.

Oturularak geçirilen beş günden sonra yarım gün aralıksız ayakta durmaktan, çömelip doğrulmaktan çok yorulmuştum. Baktım ikimizde de bunaltı seviyesi giderek yükseliyor, Bizim Bey gardrobu kurarken akıllı biri olarak, Defi’yi uyutmak gibi sağlam bir bahaneyle ortadan kayboldum. Böylelikle hem bu gibi durumlarda çıkması olası bir kavgayı önlemiş, hem de biraz dinlenmiş oldum.

Bir şekilde kavgasız gürültüsüz dünü atlatmayı başardık. Sonuç  başarılı oldu. Defi’nin artık güzel, düzenli bir dolabı var. Geniş çekmecedeki oyuncaklarını istediği zaman kolaylıkla alabiliyor. Elimizdeki yatak ve etajerle uyumlu bir dolap sahibi olamamızı sağlayan IKEA’ya da ayrıca teşekkür ederiz.

Bugün Ramazan Bayramı’nın arife günü. Haftasonu İstanbul tenhalığıyla çok güzeldi, bu güzelliğin önümüzdeki günlerde de devam edeceğini bilmek, pek evden çıkmak gibi düşüncemiz olmasa da mutlu ediyor. Her ne kadar bayramda sadece Sesil’ler ve biz burada olsak da bugün yapacak yine bir sürü iş var. Sesil’le ve çocuklarla birlikte babama gideceğiz. Derler ki, ‘Beklermiş.’ İsterdik ki, el öpelim, el öptürelim, kısmet değilmiş. Sonrasında planımız Pendik Marina’da çocuklara öğlen yemeği yedirmek. Eve geldikten sonra da tatlıya girişeceğim. Bizim Bey ‘gerek yok,’ dedi ama madem evdeyiz, kapıyı çalan olursa hazırlıklı olmak gerek. En azından Sesil’ler gelir, malum ben büyüğüm, bu da bayram, öyle icap eder. Annemler, teyzemler gibi baklava açacak değilim. Bir zamanlar yaptığım şekerpare ile kalburabastı arası irmikli şerbetli bir tatlı vardı, onu deneyeceğim. Başarırsam yazarım.

Başka…geçen hafta yüzünden biriken bir sürü yazı var, okunacak kitap var. Uzun zamandır böyle bir zaman dilimi için sakladığım kitabı okuyacak olmaktan ötürü sabırsızlanıyorum. Haruki Murakami’nin Sahilde Kafkası. Evet, hissediyorum, bu bayram güzel geçecek.

Reklamlar