Etiketler

, , , , , ,


Malum bugün bayram. Eskiden daha çok olmakla birlikte bayram ziyaretleri olurdu ve bu ziyaretlerde şeker, çikolata ve limon kolonyasının yanı sıra tatlı ikram edilirdi. İkram edilen tatlılar ekseriya evde yapılırdı. Belki dışarıdan alınma tatlı ikram eden de olurdu ama bizim çevremizde öyle insanlar çok yoktu. Anneannem baklava açardı ve anneannemin baklavasının hayranı çoktu. Bayram ziyaretine gelenlerden daha ayakkabılarını çıkarmadan soranlar olurdu baklava olup olmadığını. Ben baklavayı değil de çocukluğumun hatırladığım en eski günlerinden beri “gırtlak tatlısı” çok severdim. Anneannem baklava yufkasını açar, içine cevizi serpiştirir, tam çapından ince parmaklı zarif elleriyle tuttuğu kendine özel bıçağının ucuyla yufkayı çizerek ikiye bölerdi. Her bir yufka yarımını gevşekçe oklavasına sarar, sarma işlemi bitince oklavaya sarılı yufkayı iki ucundan ortaya doğru büzerdi. İşte ben o, yufkanın büzülme anının hastasıydım. Ardından yufkanın içinden oklavayı çıkarır, büzülmüş yufkayı üçer parmak eninde keserek tepsiye yerleştirirdi.

Ben daha baklava açacak kadar olmadım. Büyük teyzem de anneannem elden ayaktan düşünce başladı zaten baklava yapmaya. Elbet öncesinde anneannemin yanında sıkı bir eğitimden geçtikten sonra anneannemin onayıyla. Annemse daha teyzemin yanında çıraklık aşamasında.

Anneannem zor günler, yokluklar görmüş bir kadındı. Tuhaf bir umursamazlığı, aslında umursamazlık da değil doğru kelimeyi bulamadım, vardı tüm geçmişindeki güçlüklere dayanmasını sağlayan. Mutfağında belki etsiz çok yemek pişmişti ama tatlısı, böreği, çöreği eksik olmazdı. İşte şekerpare de o evde zaman zaman kolaycacık yapılıveren bir tatlıydı. Baktım benim baklava açabilmek gibi bir durumum yok ben de şekerpare yapmaya karar verdim. Anneannem gibi kendi tarifimi uydurdum. En azından bu akşam Sesil’ler gelecek, onalara annem usulü Kuzu Gerdan pişireceğim. Yemekten sonra da tatlı olarak şekerpare ikram ederim.

 

 

Malzemeler:

(Hamuru için)

–         2 yumurta

–         75 gr tereyağı

–         1 çorba kaşığı yoğurt

–         250 gr irmik

–         250 gr un

–         1 paket vanilya

–         ½ paket kabartma tozu

(Şerbet için)

–         500 gr şeker

–         500 cc su

–         ½ çay kaşığı limon tuzu veya beş damla kadar limon suyu

 

Hamuru yoğurup ceviz büyüklüğünde hamur parçalarını kurabiye gibi yuvarlayıp tepsiye dizdikten sonra her birinin üstünde parmak ucunuzla bastırıyor ve 1800 ye ısıtılmış fırında üzerleri kızarana kadar pişiriyorsunuz. Şekerpareleri fırından aldıktan sonra şerbeti kaynatıyorsunuz. Ilınan şekerparelerin üstüne şerbeti döküyorsunuz. Şekerpareler şerbeti ertesi sabaha ancak çekiyor. Benden size tavsiye sakın hangisi sıcak hangisi soğuk olacaktı ikilemine düşmeyin, iki kişiye sorsanız ikisi de farklı şey söyler çünkü. Bizim Bey, ‘tatlılar ılık-soğuk, şerbet sıcak olacak’ dedi, ben de birçok şey hakkında olduğu gibi bu konuda da söylediğini kabul edip yaptım. Bizim Bey bilir.

Servis ederken bazı yerel lokantalarda yediğim kabak tatlısı, Kemalpaşa tatlısından esinlenerek tahin kullandım. Üstüne de file fındık serptim. Bu tabağı sabahın köründe fotoğrafını çekmek için hazırladım. Çocukken tatlıyı çok severdim de erişkin halim pek sevmiyor ya da kilo derdi belasına geliştirdiğim bir savunma mekanizması bu. Baktım tabak öyle kaldı, dayanamadım yedim. Başarmışım, güzel olmuş. Tahin de ayrı bir lezzet vermiş. Yerken, her zaman elime böyle bir fırsat geçmediğini düşünerek, sanki evde daha bir tepsi yokmuş gibi,  şekerpareleri dilimle damağım arasında iyice ezerek tadını çıkardım.

Bu yazıya başlarken anneannemden bu kadar bahsedeceğimi, zaman zaman gözlerimin dolup ağlamamak için kendimi zor tutacağımı hiç düşünmemiştim. Rahmet istedi zahir. Anneannecim, ruhuna gitsin, şekerpareler canına değsin.

Bu arada sizin de bayramınız kutlu olsun, şekerpare tadında geçsin.

Reklamlar