Etiketler

, , ,


Her zaman erken kalkarım. Cumartesi günü daha da erken kalktım. Saat 07:00’deki uçakla İzmir’e gittim. Kordon’da gevrek, açık peynir ve demli çay eşliğinde kahvaltı yaptıktan sonra toplantının yapılacağı otele gittik. Ana konuşmacıyı takiben 15’er dakikalık iki konuşma yapıp 14:15 uçağıyla döndüm.

Eve gitmeden önce yakınlardaki bir Yurtiçi  kargo şubesine Lezzetli Öyküler ile ilgili bir sebepten ötürü uğradım. Bu kargo şubeleri beni her zaman fazlasıyla geriyor. Bir türlü anlam veremediğim nedenlerle her zaman olması gerekenden fazla sürüyor işimi bitirmem. Olup olacak sisteme iki adres girilip, bir etiket yapıştırılacak, değil mi? Ne kadar sürebilir ki? En az 15 dakika. Cumartesi günü benim bir gönderi için çıldırdığım gündü. Akşam evde canlandırarak olanları anlattığımda Bizim Bey’le Kem pek eğlendiler.

Paketimin üstünü yazdım ve camın arkasındaki bayana uzattım. Beklemeye başladım. Elinde bir iş vardı, bitirince benimkini yapacaktı, anlaşılmıştı. Lakin önünde dört satırlık bir adres duruyordu ve adresi bilgisayara her harfi bastıktan sonra yeniden kağıda bakarak giriyordu. Bekledim. On dakika sonra nihayet bitti ve eline benim paketimi aldı. Eski iş adresimi söyledi. Hayır, dedim. Başka adreslerimin de sistemde kayıtlı olduğunu söyledim. Ama ilk bu çıkıyor, diyerek karşılık verdi. Alttakine bakın o zaman, dedim. Ev adresimi söyledim. O adres için başka bir semt adı söyledi bana. Üstünde durmadım, semti neyse ne, ev adresini kullanın, dedim. Karşımdaki bayan alıcı adresini girmeye geçince kilitlendi. Kaldı öylece. Biraz nostaljik olsun diye mailden ziyade klasik postayı sevmesinden ötürü alıcının adresi bir posta kutusu adresiydi. “P.K. 2.. Beyoğlu/İstanbul” Sonra bana paketi geri uzattı, buraya adres yazın, dedi. Adresi yazdım, dedim. Gerçek bir adres, dedi. Hanımefendi  bakın posta kutusu numarası da bir adrestir, dedim. Olmaz, dedi. Sisteme girince alıcının kayıtlı başka adreslerini buldu, birini söyledi, bunu yazacağım, dedi. Hayır hanımefendi, girdiğiniz adın benim gönderdiğim alıcı olduğunu nereden bileyim, ya isim benzerliği ise, yanlış yere giderse…dedim. Sonunda dayanamayıp camlı bölmeden içeri doğru hamle yapıp, hanımefendi verin paketimi, diye uzandım. Sesimin tonunun yükselmesinden olacak bayanın yanına başka birisi geldi, ben hallederim, dedi. Pakete baktı, bu adres olmaz, dedi. Bayan yanına gelenden güç almış şekilde, hiç böyle bir adres görmedim, dedi. Nasıl yani, dedim. Posta Kutusu diye bir şey duymadınız mı? Olabildiğince boş boş bakarak yooo, dedi. Bakın hanımefendi, postanelerde posta kutuları vardır, kiralarsınız, size gelen postalar o kutuya gelir, siz de arada bir gider gelenleri alırsınız, dedim. Yanındaki adam neden bağırıyorsunuz ki?! dedi. Kadın diliyle dişlerinin arasından tchik, diye bir ses çıkardı. Hiç duymamıştım, ne gereksiz şeymiş, dedi. Adam buraya adres yazmalısınız, dedi bir kez daha. Verin onu bana, diyerek bir miktar daha yükselttim sesimi. Sonra arkadan bir ses duyuldu. Yaşlıca bir adam elinde süpürgeyle yerleri süpürerek kapıdan bize doğru geliyordu. Kafasını sağa sola sallayarak, biz özel kargo olduğumuz için kişiye bizzat teslim yapmamız gerekir. Posta kutularında kişiye teslim olmadığı için bizim sistem onu tanımaz, dedi. Mesele buydu ama karşımda iki bön bakışlı posta kutusunun ne olduğunu bilmedikleri için bu açıklamayı başından beri bana yapamamışlardı. Yaşlı adamı gösterip o ikisine, bunu böyle söyleseniz ya, dedim.

Bizim Bey olanları böylece anlattıktan sonra tek bir soru sordu: Gerçekten de bu kadar hanımefendi demiş miydim? Ne yazık ki evet! Eğer gün içinde bir İzmir’e gidip gelmiş olmanın yorgunluğu üzerimde olmasaydı belki çok daha fazla sabırlı olabilirdim.

Benim pakete ne oldu derseniz az önce (Pazartesi sabahı) annem onu Erenköy postanesinden postaladı. Sol üst köşeye benim adımı ve adresimi, zarfın sağ ortasına da alıcının adını ve adresini, yani posta kutusunun numarasını elleriyle yazdı ve gönderdi. Kimse sorun çıkarmadı. Eskiden olduğu gibi.

Reklamlar