Etiketler

, , , ,


Yönetmen: Woody Allen

Oyuncular: Owen Wilson, Kathy Bates, Adrien Brody, Carla Bruni, MArion Cotillard, Rachel McAdams 

Ben artık biliyorum ki, Woody Allen’ı seviyorum. Dün akşam bir kere daha emin oldum bundan. Bizim Bey de seviyor. O sevmediğini zannediyor ama Woody Allen filmlerinden o da cidden keyif alıyor. Hele ki, Maç Sayısı unutamadığı filmlerden biridir. O bunu inkar etse de öyle.

Eskiden çok film seyrederdik. Öğrenciliğimizi söylemiyorum. Bence zaten sinema öğrenciliğin olmazsa olmazıdır. Vakit çok, yapacak iş yoktu. O zaman Taksim’e sinemaya gidilirdi. Oysa şimdi her şey ne çok değişti. Özel ayarlamalar yapmak gerekiyor sinemaya veya tiyatroya gitmek için. Biz de gerekli ayarlamaları yaptık ve aylar sonra sinemaya gittik. Artık filmi anlatmalıyım.

Gil ve Ines nişanlı bir çifttir. Evlilik öncesinde Ines’in babasının Paris’te iş ortaklığı yapmasını fırsat bilerek Ines’in anne ve babası ile Paris’e tatile gelmişlerdir.

Gil, Hollywood’da senaryolar yazmasına ve bu konuda başarılı olmasına karşın tek bir hayalin peşindedir: Bir roman yazmak.

Konuyu anlatmaktan vazgeçtim. Benim gibi gitmek isteyenler için söyleyeyim, durmayın gidin. Eğer hele ki edebiyatı seviyorsanız perdede F.Scott Fitzgerald ve Zelda’yı görmek, Hemingway’i Woddy Allen’la aynı şekilde hayal etmiş olmak sizi de mutlu edecekse izlemelisiniz. Ben Gertrude Stein’ın adı geçtiğinde neredeyse çığlık atacaktım (Biliyorum abartılı bir tepki. Elimde değil).

Filmdeki ana karakterler, yani Gil ve Ines tipik Woody Allen karakterleri. Biri ne kadar gerçekse diğeri o kadar olağandışı. Gil biraz da konuşması, mimikleri, zaman zaman yüzündeki çocuksu şaşkın ifadesiyle Woody Allen’ın bayağı bir cüsselenmiş hali gibi. Owen Wilson Gil’i canlandırmakta son derece başarılıydı.

Woody Allen’ın Paul karakteriyle dalga geçişini çok tuttum. Gerçekten de bu hayatta en bir gıcık olduğum tiplerdendir Paul. Acayip ayar olurum böylelerine. Elbette ona hayran Ines ve Carol da bu tipleri daha da gerzekleştiren yan karakterler oluyorlar.  

Unutmadan söylemeliyim, filmden önce artık okuyamazsınız ama sonrasında da mutlaka Gertrude Stein’ın Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü’nü okumalısınız. Eminim filmden alacağınız keyif katlanacak.

Yanılmıyorsam bu Woody Allen’ın 42. filmiymiş. Eve dönerken aklıma şöyle 42 filmi edinip seyretmediklerimi de seyretmek gibi delice bir fikir geldi. Muhtemelen değil kesin bir intox (intoksikasyon: zehirlenme) olur ama ara ara yapılırsa sorun olmayabilir.

Yazıyı yazdıktan sonra fotoğrafları ayarlarken şunu fark ettim. İnsan sevdiği yazarları sanki çok yakın arkadaşlarıymış gibi hisseder, iyi yazarlarla onların anlattıkları zamana ve atmosfere gider ve orada yaşar  ya…Woody Allen işte bunu çok güzel anlatmış.

Reklamlar