Etiketler

, ,


Bir süredir www.edebiyathaber.net adlı internet sitesi Video-öykü adlı bir uygulama yapıyor. Bir kısa film koyuyor ve öykü yazmayı sevenleri bu filmin çağrıştırdıklarından yola çıkarak yarım A4 uzunluğunda kısa bir öykü yazmaya çağırıyor. Sonra da gelen öykülerden seçetiklerini yayınlıyor. Aslında bir çeşit “açık yazı atölyesi.” Katılanların mevcut yaratıcı yazarlık atölyelerine katılan topluluktan biraz daha farklı özelliklere sahip olduğunu düşünüyorum. En azından ben kendimi öyle görüyorum. Ama elbette bu ayrı bir konu.

Geçen hafta içinde bu uygulamanın ikincisi sonuçlandı. İlk seçki içinde yer almak beni mutlu etmişti ve ikincisinin de sonuçlanmasını heyecanla bekliyordum. Zira, ilk videonun konusu benim için gayet kolaydı. İkinci video beni oldukça etkiledi. Biraz amiyane tabirle “damar bir videoydu” bu. İlkini oturup bir çırpıda yazmıştım ama bu sefer öyle olmadı. Günlerce düşündüm ve sonunda alttaki metin ortaya çıktı.

Uygulamanın orijinal website adresi http://www.edebiyathaber.net/videooyku2uygulama.html dir. Benimki dışında seçilen diğer on öyküyü buradan okuyabilirsiniz.

Üstüne öykü yazdığım videoyu buradan da seyredebilirsiniz.

 

http://www.youtube.com/watch?v=oxnBM4IlyP8

 

İşte bu da benim öyküm:

 

RÜYA

 

Uzun rüyalar görürüm ben. Uzun, karışık, bazen manasız. Çoğu zaman gördüklerim olanaksız şeylerdir.

Uyandığımda yorgun hissederim kendimi, öyle ki rüyamı anlattığım kişi bile dinlerken kasvetlenir, içi daralır.

Bir tek ninem rüyalarımı layıkıyla dinlerdi. Bir taraftan işini yapar, bir taraftan da kafasını sallayarak anlattıklarıma kulak verirdi. Yorum yapmayıp “Hayır olsun,” dedi mi rüyamın hayra çıkmayacağını anlardım. Ben susunca kafasının sallanması durur, dudakları aralanır, usulca bir dua fısıldar, sonunda üflediği nefesinin ılıklığı beni çepeçevre sarardı.

Bir keresinde her zamankinden uzun bir duadan sonra “Kimseyi bulamazsan suya anlat rüyalarını. Anlat ki suyla akıp gitsin senden,” demişti.

Sabah yataktan kalktığımdan beri üzerimde bir sersemlik vardı, beni aşan bir hüzün omuzlarımdan aşağı bastırıyordu.

Başım otobüsün camına dayalı yarı uyuklarken birden bir gece önceki rüyamı hatırladım.

Öyle tuhaftı ki…

*

Ben, hem bir bez parçasına sardığı üç beş patatesi sımsıkı kucaklamış, can havliyle koşarken kulağında silahlar ve  bombaların patladığı bir kız çocuğuydum,

Hem de …bir kadındım. Gözlerimi dikmiş, gördüklerime inanamayarak bakıyordum

Alnıma dayanan namlunun soğuğuyla titrediğimde kadının gözlerindeki buzlar atamadığım çığlığın içinde parçalandı…

Yuvalarına batan gözlerimi o kızdan fotoğraf makinesinin arkasına saklayarak gizledim…

Patatesler kucağımdan yere yuvarlanırken neden herkes alkışlamaya başladı ki?….

Hızla merdivenleri çıkarken ne kadar toplasam da kızın hayalleri gibi mavi renk olan elbisemin uzun eteği ayaklarıma dolandı…

*

Nasıl bir hayra yorulurdu ki bu rüya? Nine nerdeydin?

En yakın durakta otobüsten inmeli ve vapura binmeliydim. Ancak deniz rüyamın lanetini üzerimden alırdı.

 

Reklamlar