Etiketler

, , , ,


Ya da benim daha önce okuduğum adıyla SUÇSUZ.

Kitabı alırken içimde bunun daha önce okuduğum Suçsuz’la aynı kitap olduğu konusunda büyük bir kuşku vardı. Bir taraftan da öyle olmadığını düşünüyordum çünkü bir yerlerde bu kitap için Ian McEwan’ın yeni kitabı diye bahsedildiğini okumuştum. Sonuçta daha önce Türkçe’ye çevrilmiş bir kitap yeni olmazdı değil mi?

Ian McEwan’ı çok severim. Bana göre her zaman okuyucusuna saygı duyan, onu küçümsemeyen ve ustaca kurguladığı hikayelere okurunu dibine kadar dahil eden bir yazardır. Ben kendisini SUÇSUZ’la keşfetmiştim. Hatırlayan var mıdır, bir zamanlar İstanbul’da ‘Kelepir’ adlı, ucuz ama korsan olmayan kitaplar satan küçük bir kitabevi zinciri vardı. Bu zincirin bir halkası da Suadiye’deydi. O eski zamanlarda sabahları henüz kimseler uyanmadan yaptığım sabah yürüyüşlerinde bu dükkanı görüp sonra da makul bir saatte gittiğimde vahaya düşmüş gibi olmuştum. Öğrenci harçlığımla bir yerine bazen üç bazen de dört kitap alabiliyordum. SUÇSUZ benim oradan aldığım ‘Kelepir’ kitaplardan biriydi işte.

Kitabı alış zamanım net değil ama okuyuş zamanım çok net. Şubat sonu, Mart başı…yıl 1998. Elektrik sobasıyla ısıtılan misafiri olduğum bir öğrenci evindeyim. Sabah yeni yeni ışıyor. Deli gibi aşığım. Bana “SUÇSUZ diye bir kitap okuyorsun ama SUÇLUSUN,” diyor. O, daha henüz uyurken ben Leonard’la Berlin sokaklarında dolaşıyorum.

Bir akşamüstü nemli, soğuk havayı içime çekerek yürüyorum. Maria’nın evine gidiyoruz. Sokağın Maria’nın evinden daha sıcak olabileceğini düşünüyoruz. Leonard yüzüne yakışmayacak şekilde çapkınca gülümsüyor. O ilk akşamı anımsıyor, adım gibi eminim. Damağını diliyle yokluyor, Mosel şarabının tatlı ve keskin tadını arıyor. Yıkık binaların arasından geçip Maria’nın dairesinin olduğu binaya varıyoruz. Kapının üstünde yuvarlak kavisli makineli tüfek kurşun deliklerine artık gözlerimiz aşina. Maria içeride ve bizi bekliyor, biliyoruz. Açık kapıyı iteleyerek içeri giriyoruz.

Altmışıncı sayfaya geldiğimde artık bunun daha önce okuduğum SUÇSUZ olduğundan emindim. Mecburen bıraktım. Mecburen diyorum çünkü bundan sonra neler olacağı artık tüm berraklığıyla kafamda belirmişti. Benim için Ian McEwan büyüsü bu kitapta sözkonusu olamazdı.

Emin olmak için nette taradığımda Ian McEwan kitapları arasında Suçsuz’u göremedim. Muhtemelen basımı çok eskilerdeydi ve o baskı artık yoktu. O sayfayla gördüm ki sadece iki Ian McEwan kitabını (İlk Aşk, Son Törenler ve Siyah Köpekler) okumamışım. Onları da kötü günler için saklıyordum ve yeni bir Ian MwcEwan kitabı beni bu yüzden çok heyecanlandırmıştı.

Suçsuz adını Masumiyet’e tercih ederdim. Bir de keşke en azından yazarın biyografisi kısmında daha önce Can Yayınları’ndan Suçsuz adıyla yayınlandığı belirtilseydi de hevesim kursağımda kalmasaydı. Alırken özellikle emin olmak için iç kapak ve künye dahil iyice bakmıştım.

Herneyse vıdırdanmayı keseyim. Benden size tavsiye, MASUMİYET’i okuyun derim. Belki siz de benim gibi bu kitapla bir Ian McEwan tutkunu olursunuz, kimbilir? Özellikle psikolojik gerilim seviyorsanız ayrı bir tad alacağınızdan eminim.

İlk kitabın çevirmeni kimdi hatırlamıyorum ama bunun çevirmeni Roza Hakmen. Konu Berlin’de geçtiği için bol miktarda Almanca geçiyor olmasına karşın çeviri aksamadan su gibi gidiyor.

Son söz: Haftasonu karlı olacağından bu kitap evde geçirilen zamanı, kahve eşliğinde unutulmaz kılabilir .

P.S.1 Kitabın konusunu merak edenler lütfen buraya baksın. Yazmaya hem çok üşendim hem de nerede duracağımı bilemeyebilirim, zevki kaçar diye yazmak istemedim.

P.S.2 Lütfen fitne fücurlanmayın. İdefix reklamı filan yok, keşke olsa… Görün bakın ben o zaman ne bağlantılar atarım 🙂

 

Reklamlar