Etiketler

, , ,


Bir kitap düşünün ki, yeniyetmelik zamanlarınızda arkadaşlarınızla elden ele dolaştırarak okumuşsunuz. Üzerinden yirmi küsur yıl geçmiş olsun. Orta yaşa doğru ilerlerken o günlerden arkadaşlarınızla hala görüşüyorsunuz. Çocukluğunuzdan kalma arkadaşlarınızı bugüne taşımanız, çok sık olmasa da çocuklarınızın zaman zaman arkadaşlık etmesi bu zamanda, bu nasıl bir şanstır böyle!

Artık birincil tekil şahısa geçme zamanı…

Benim geçmişten bugüne benimle gelen arkadaşlarım var. Birbirimizin çocukluklarını, en aptal saptal hallerini biliyoruz. Birimizin deyimiyle, biraradayken kimselerin yanında olmadığımız kadar kendi halimizde, çıplak olabilme cesaretini gösteriyoruz.

Bu kitabı ortaokuldayken okumuştuk ve bizde neler bıraktıysa bilemiyorum, şimdilerde arkadaşlarımdan biri ile o kitaptan yola çıkarak bambaşka projelerin hayallerini kuruyoruz.

Kadınlar Dekameronu’nu okuyalı çok zaman oldu. Bundan sonra yazacaklarım o günlerden kalan tortular. O sebepten, ola ki biriniz yazdıklarımın aksini ya da çarpıtılmış olduğunu iddia edecek olursa kabulümdür.

Haydi, lafı daha fazla uzatmayayım da artık kitaba giriş yapayım.

Kitabın başında ve kitap arkasında şöyle yazıyor:

Bu kitapta Leningrad’da bir bir kliniğin doğum servisinde yatan ve az önce hastanenin karantina altına alındığını ve bu duvarlara on gün daha dayanmak zorunda olduğunu öğrenen on kadından söz edilmektedir.

Derken içlerinden birinin aklına Floransalı bir ozanın kaleminden çıkan ve gerçek mi efsane mi olduğu hâlâ tartışılan bir olayı tekrarlamak gelir.

On gün süreyle birbirlerine öyküler anlatacaklardır.

Yaşamları, erkekler, aşk, kısaca bugünün kadınını ilgilendiren her şey üzerine öyküler.

Bu teklif herkesin hoşuna gider ve bu on gün içinde birbirlerine 100 değişik öykü anlatırlar.

İsteyen okuyucu kısa özetleri okuyarak bu öykülerin içerikleri hakkında fikir edinebilir, ama vakit bulup tüm öyküleri teker teker okursa alacağı keyif büyük olacaktır.

Öyküler şu başlıklar altında toplanmış:

–         İlk Aşk

–         Baştan Çıkarılanlar ve Terk Edilenler Üzerine

–         Komik Durumlarda Sevişmek Üzerine

–         Halk Dilinde Cadı, Canavar, Lanet Diye Adlandırılan Alçak Kadınlar Üzerine

–         İhanet ve Kıskançlık Üzerine

–         Sapıklar ve Kurbanlar Üzerine

–         Para ve Bazen Nelere Yol Açtığı Üzerine

–         İntikam Üzerine

–         Asil Kalpler Üzerine

–         Mutluluk Üzerine

Başlıklar gayet çekici değil mi?

Şöyle söyleyeyim, benim aklımda kaldığına göre, okuyup bitirdiğinizde o dönemin SSCB’sinin profili ortaya çıkıyordu.

Eğer okursanız, sakın basit artimetik işlemlerle o sıralarda kaç yaşımızda olduğumuzu hesaplamaya filan kalkmayın. Elde edeceğiniz sayının sizin için hiçbir yararı olmaz zira benzer zamanlarda “Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği”ni okuyup tartışan, ancak onbeşinde çocuklardık.

Dediğim gibi elden ele okuduğumuz birçok kitaptan biriydi. Hatırladığım bizim okuduğumuzun Alfa Yayınları’nın bir baskısının olduğuydu. Bu eski kitabın baskısının olup olmadığı konusunda endişeliydim. Pencere Yayınları’ndan yeni baskısı 2009 yılında yapılmış. Kapağı da çok çekici ve güzel. İnternetten buldum ve aldım.

Sözüme güvenin ve okuyun, göreceksiniz değecek.

Reklamlar