Etiketler

, , , , , , , , ,


Bundan birkaç hafta önceydi. Bizim Bey yoktu, bir kongreye gitmişti. Annem dedi ki, “Ben İstinye Park’ı hiç görmedim.” “Bildiğin bir alışveriş merkezi işte,” dedim. Anladım ki, gitmek ve görmek istiyor. “Cumartesi Kem’i basketbol okuluna birlikte götürürüz, dönüşte de İstinye Park’a gideriz,” dedim. Yüzünün ifadesinden az önce söylediğim ‘bir alışveriş merkezi işte’nin bıraktığı hayalkırıklığının uzaklaştığını gördüm. Yaşlanmak insanı çocuklaştırıyor, bir kez daha bildim.

İstinye Park’ta yemekten sonra Kem, en alt katta PSP’nin yeni modelinin demo standında soluğu aldı, Defi de peşinden tabii. Annemi yanlarına diktim ve ben de D&R’a gittim. Almayı planladığım bir kitap yoktu, öyle bakınacaktım. Tam çıkmaya karar vermiştim ki, bazı raflardaki kitapların indirimde, 4 TL, olduğunu gördüm. İşte Arnon Grünberg’i böyle keşfettim.

Kelepire düşmüş kitaplardan tanıştığım kaçıncı yazar Arnon Grünberg bilmiyorum. Artık cidden bir kelepir tutkunu olmaya başladım ve ‘satmayıp kelepire düşen kitaplar iyidir,’ gibi bir düşünce iyiden iyiye kafama yerleşmeye başladı.

Arnon Grünberg Mavi Pazartesiler adlı ilk kitabını 23 yaşında yayınlamış. Benim okuduğum Hayalet Acı (orijinal adı ile FANTOOMPJIN) ise 2000 yılında yayınlanmış.

Geçen hafta Pazar günü okumaya başladım. Hiçbir beklentim yoktu. Daha ellinci sayfaya gelmemiştim ki, elimdeki kitabın satırlarından yayılan enerjiyle büyülenmiştim.

İlk bölümde Harpo Saul Mehlman adlı bir genç erkek, İtalya’da Napoli yakınlarında olan babasını bulmaya gitmiştir. Harpo’nun babası bir zamanların çok satan, çok ünlü yazarı Robert G. Mahlman’dır. Bu bölümde Harpo, kendi çocukluğundan babasına dair birkaç anı anlatır. Bu anılarda en büyük yer kaplayanlardan biri büyükanne ve onun kocası eski tenisçi büyükbabadır. Robert G. Mehlman’ın babasının hikayesini yazdığı Dünya Klasmanında 268. Sıra adlı kitapla haftalarca çok satanlarda kaldığını, yaşamını uzun süre bu kitabın geliriyle devam ettirdiğini öğreniriz.

İkinci bölüm, Robert G. Mehlman’ın ağzından anlatılmaktadır. Birinci bölümde Harpo’nun anlattıklarından aşina olduğumuz üzere, Harpo’nun annesinin deyimiyle, Boş Ceviz ile Robert’ın nasıl tanıştığını, ilişkinin nasıl ilerlediğini Robert’ın karısıyla tanışıp ilişkisinin nasıl çöküntüye gittiğiyle paralel öğreniriz. Bu bölümde Robert artık tamamıyla okuyucunundur, kendini birbirine zıt karakterlerde iki kadının önünde tüm örtülerinden arındırır. Boş Ceviz, Rebecca ile birlikte yolculuğa çıktığı sırada psikiyatrist olan karısı, masal prensesi, de Viyana’da uykuyla ilgili bir kongrededir. Kitabın anti-kahramanı Robert’ın deyim yerindeyse dünya umurunda değildir. Maddi açıdan eski günlerinin yerinde yeller esmekte, kredi kartları birbiri ardına alarm vermektedir ama Robert hep bunun geçici olduğunu, yakında yeni ve çok satacak bir kitap yazıp kredi kartları borçlarını ödeyeceğini söyler durur. Karısı masal prensesi Viyana’da otel ekstralarını kredi kartının bloke olması nedeniyle ödeyemediğinde Robert sadece bunların geçeceğini söyler. Masal prensesi, Viyana’dan arkadaşlarının yanına Basel’a giderken Robert da Boş Ceviz Rebecca ile Atlantik City’den çıkmış, Rebecca kar görmek istiyor diye Albany’e gitmektedir.

Kitapla ilgili olarak masal prensesinin Robert ile ilgili saptamasını belirtmem gerek. Karşısında psikiyatrinin aciz kaldığı adamdır o.

Masal prensesi bir psikiyatristtir ve kitabın sonlarına doğru intihar eden hastalarının sayısı artar. Masal prensesine göre tam da iyileştikleri sırada intihar etmektedirler.

Bu kitap önce var olan, var olduğu sırada acı dahil bir şey hissetmediğimiz, olmasını olağan, olmamasını olağandışı  kabul ettiğimiz ama kaybettikten sonra acısını duyduklarımıza bir absürd güzelleme.

Kitapta sürekli Robert G. Mehlman’ın  bir zamanlar çok satan ama artık kelepire düşmüş romanından bahsedilmesi ve benim Hayalet Acı’yı kelepir kitaplar arasında bulmam bence çok ironikti.

Çevirisini Almanca’dan Nafer Ermiş yapmış. Elimizdeki bir çevirinin çevirisi çünkü kitabın orijinal dili Dutch (Hollandaca). Çevirinin çevirileri genelde sancılıdır ama bu seferkinin çok başarılı bir çeviri olması şaşırtıcı değil çünkü altındaki imza güvenilir bir isim.

Çeviri güzel ama çok ciddi dizgi hataları var. Özellikle de kitabın baş kısmında. Nedense bu dizgi hataları kitabın yarısından sonra ciddi anlamda azalıyor. İnsana sanki dizgiyi başta biri, sonrasında başka birisi yapmış izlenimi veriyor.

Kitapta takıldığım önemsiz bir şeye değinmeden ne yazık ki, bitiremeyeceğim. Robert’ın karısı masal prensesi midir yoksa prenses masalı mı? Okuyan olursa, varsa bana bir söyleyiversin acaba çeviriden dolayı mı bir öyle, bir böyle geçiyor yoksa yazarın kendisi mi yan kahramanının adına kitabın sonuna kadar bir türlü karar verememiş?

Sonuç; kitap güzel ama bizim yayınevlerinde editörler, redaktörler ne iş yapar,  bu kitapları basılmadan önce son bir kez kimse okumaz mı, insan merak ediyor.

Nafer Ermiş’le twitterda yukarıdaki konularda yaptığım görüş alışverişi sonrasında Arnon Grünberg’in bir başka kitabının daha dilimize çevrildiğini öğrendim ki, asıl bu kitap edindiğim bilgilere göre süper ötesi şahane bir şeymiş. Tirza. Ayfer Tunç, onun için ‘21.yüzyılın romanı, bundan sonraki 90 yılda bu ayarda bir kitap zor yazılır’ demiş. Daha Hayalet Acı’nın yarısına gelmemiştim ki, sipariş ettim geldi. Tez zamanda okur ve de notlarımı yazarım.

Bitirirken, Arnon Grünberg’in resmi websitesini http://www.arnongrunberg.com/ ziyaret etmenizi öneririm. Özellikle de about kısmındaki alt başlıkları.

 

Reklamlar