Etiketler

, , , ,


–         Vancouver hikayesi bitiyor. Şimdiden söyleyeyim, blogda başka bir Vancouver yazısı yazılmayacak. Sebebi ise, bu şehri sevmedim. Hem de hiç. Ha Şangay, ha burası. İkisi de çok suni, ikisinde de çok Çinli var, ikisi de sevimsiz.

–         Artık ne kadar uyuza bağladıysam neredeyse şehrin sokaklarında bir iki dolaşmak dışında hiçbir şey yapmadım. En sevdiğim yerlerden biri içinde ilaç ve yanısıra türlü çeşit şeyin satıldığı PharmaSave dükkanı oldu. Analjezikler bölümünde adeta kendimi kaybettim. Dayanamadım, çıkarken bir gün mutlaka lazım olur diye bir kutu Ibuprofen 400 mg tablet aldım. Bugün de gidip melatonin alacağım.

–         Vancouver’a dair güzel olabilecek, lafı edilmeye değer tek yer Stanley Park’tı galiba. Bir ara bisiklet kiralayıp dolaşmayı düşündüm, sonra ondan da vazgeçtim. Sonuçta bir park, ağaçlar bizim görmeye alışık olduğumuzdan daha büyük, o kadar.

–         Herkes gitti ama ben Granville’e de gitmedim. Deniz uçağına da binmedim.

–        C Restaurant’ta deniz ürünleri ve Sura’da Kore yemeği güzeldi.

–         İlk defa dün gece gerçekten güzel uyudum, 11’de yattım, rüya göremedim ve 06:30 da uyandım. Yani, sirkadyen ritm tam buraya adapte oldu, biz dönüyoruz ve muhtemelen feci bir jet-lag bizi bekliyor olacak. Jet-lag olmamak için yol boyu neredeyse hiç uyumamalıyız ama uçağa binişimiz buraya göre tam uyku saati olacak. Aman neyse ne, bundan sana ne… di mi? Zaten ben melatonin alıcam.

–         Vancouver’a dair unutamayacağım şeylerden biri “Chapters” olacak. Dün rastladım ve içinde kendimi kaybettim, öyle güzel bir kitapçıydı. Taşımak derdim olmasa, kesin bir bavul doldurup çıkabilirdim.

–         Bir de sıkıldım bu seyahatlerden. Hele üst üste olunca, hele bir de gidilen yerle bir bağ kurulamıyorsa katlanılması daha da zor oluyor. Bir çare bulmalıyım ama nasıl bilemiyorum.

–         Birkaç gün önce otele yakın bir Guinness Barı gördüm. Dönmeden ‘a pint of Guinness’  içeceğim. Sevgili Dublin’in anısına.

–         Son diyeceğim, bu kadar yol tepmeye kesinlikle değmez. Hani, belki dağlara filan gidilecek olursa farklı olabilir.

–         Duruyorum, düşünüyorum ‘başka ne yazsam’ diye. Gerçekten umutsuz. En iyisi bırakmak. Dönünce görüşürüz. Bize iyi yolculuklar.

–         Öyle yani…

Reklamlar