Etiketler

, , , , , ,


Bir süre kararsız kaldık tarih konusunda, o tarih mi bu tarih mi derken Banu, Banu’yla tarihi belirledi ve bize söyledi. 3 Aralık.

Biraz karışık bir giriş oldu. Toparlanayım ve baştan başlayayım.

İmza: Kızın matbaadan çıkıp elimize geldikten sonra başta Banu olmak üzere kolları sıvadık ve bu sefer kitabın tanıtım çalışmalarına başladık. Bir taraftan da yazarlara telif olarak verilecek kitapları kendilerine ulaştırmaya çalışıyorduk. Bunun için il dışında olanları Esra kargoluyor, Banu da elden verilebilecekleri teslim ediyordu. Sen ne yapıyordun, peki derseniz, ben de boş durmadım tabii, ben de bir iki kişiye ilettim kitabı elbette.

Banu yazarlardan Banu Noyan’a kitabını götürmeye giderken ben de eşlik ettim mesela. Başlarken de hep kafamızda kitaba bir lansman yapmak düşüncesi vardı ama bu tür organizasyonlar kolay olmadığı ve açıkcası paramız da olmadığı için işin içinden pek çıkamıyorduk. İşte Banu Noyan orada imdadımıza yetişti. Eh, kendisi bu konularda Türkiye’deki en tecrübeli isimlerden birisi ne de olsa. Banu hanım, kendisi biz daha nasıl olabilir, diye sormadan böyle bir organizasyon yapılmazsa kitabın tanıtımının eksik kalacağını söyledi ve bizim o muhteşem günü gerçekleştirebilmemiz için ekibiyle birlikte bize çok yardımcı oldu. Portaxe de çorbada tuzu bulunsun diye sponsorluğumuzu üstlendi ve tanıtım çalışmalarının yanı sıra hummalı şekilde lansman için çalışılmaya başlandı. Yazarlara ön davetiye gönderildi, katılacaklar belirlendi, listeler oluşturuldu, Microsoft Office programlarını kullanmada ultra becerimizi göstererek e-davetiye bile hazırladık. Onlar olmadan tanıtım toplantısı olmayacağı için basın davet edildi.

Pazar günü Esra, Banu ve ben Pazar günü sabah saatlerinde bir araya geldik. Hazırlıklarımızı bir kere daha gözden geçirdik, akışı çıkardık, sunumumuzu paylaştık.

Pazartesi günü saat 12:30’da Portaxe’ye gittiğimde heyecandan bayılmak üzereydim. Saat 14:00 de başlamasını planladığımız toplantı için davetlilerin  saat biri geçe gelmeye başladığını görünce heyecanım daha da arttı.

Normalde bizim planlarımıza göre toplantının akışı önden kokteyl, sonrasında bizim sunumumuz ve kitap imzalama şeklinde gerçekleşecekti. Sunuma kadar her şey planladığımız gibiydi. Sunumun açılışında kendimizi tanıttıktan sonra yazarlardan da kendilerini tanıtmalarını istedik ve ondan sonrası belki de hiçbir kitabın lansmanında olamayacak kadar spontan ve güzel bir şekilde oldu. Yazarlarının her birinin içtenlikle katıldığı bu projeyi neden ve nasıl bu kadar sahiplendiklerine bir kere daha şahit olduk. Mikrofon elden ele dolaşıp herkes kendi hikayesinden bir şeyler anlattıkça gözler önce buğulandı, sonra doldu ve bir süre sonra gözyaşları zaptedilemez oldu. Ben o sırada sahnede dudaklarımı dişliyordum, ağlamamak için. O gün bir kere daha kim kimin kızı olursa olsun sadece ve sadece babasının kızı olmanın, baba sevgisi ve güveni ile büyümüş olmanın ne kadar değerli,  babasının kızı olduğunu hissedememişler içinse bu yaranın kapanmasının ne kadar imkansız olduğunu gördük.

Bugüne dair önemli anlardan biri de kitabın telif gelirinin bağışlanacağı 21. YY Eğitim ve Kültür Vakfı’nın (YEKÜV)yönetim Kurulu Başkanı Gülbin Sözen ve beraberindekilerin 114 yazar adına plaket vererek şereflendirmeleri oldu.

Neticede, çok güzel bir günü hep birlikte yaşadık. Gelmek isteyip gelemeyenler de vardı elbette ama  eminiz ki onlar da kalben o gün orada bizimleydiler.

Kendi adıma ölürken hatılayacağım anlar albümüne bir kare daha eklendiğini söyleyebilirim.

Öyle yani…

P.S. Fotoğraflar için lütfen İmza: Kızın’ın Facebook sayfasına buyurunuz.

Reklamlar