Etiketler

, , , , , , , ,


KİTAPLAR

(Kaynak: asyatutkunu.blogspot.com)

Yazmaya sevdalı herkesin tek bir hayali vardır. Büyük bir veya mümkünü varsa birkaç eser yaratmak. Elbette bu romantizmini hâlâ koruyanlar için geçerli. Artık günümüzde her şeyde olduğu gibi bu alanda da önemli kriter ticari başarı, yani çok satmak.
Yazarın hayalini açmak istiyorum. Büyük eser derken ne kastediyorum? Öncelikle hiç kimse okumayacak bile olsa yazar onu düşündüğünde, “Bir zamanlar bunu yazmış olmak beni mutlu ve tatmin etmişti, yazarken her kelime kağıda geçtiğinde bir taraftan hafiflerken bir taraftan bir parçamı kaybediyor gibi üzülmüştüm. Bittiğinde doğurmuş gibiydim, artık benim bir parçam olmadığı için eksik, bir gün çekip gideceğini bildiğin bir evlada bakarken hissettiğim gibi gururlu,” filan der herhalde. Bu yazar açısından büyük esere bakış. Peki bir okur olarak nedir büyük eser? Bu sorunun cevabının benim için daha kolay olacağını sanırken yanıldım galiba ama şimdiye kadar okuduğum ve beni etkileyen kitapları düşünecek olursam, roman ve öykü için özetle söylüyorum, hikayenin yoğunluğunu bana olduğu gibi geçiren kitaplar benim için önemliydi sanırım. Neyi kastediyorum? İyi kurgu, iyi anlatım, seçilmiş kelimelerin ve dizilimlerinin ışıltısı.
Girizgâhtan sonra asıl konuya gelebilirim. Bugün yine bir film anlatmak için buradayım.

the wordsFilm ünlü bir yazarın halka açık okuma gecesi ile açılıyor. Yazarın okuduğu metinde baş kahraman yazar olmak isteyen genç bir adam, Rory Jansen (Bradley Cooper). Rory, yazar olmayı kafaya koymuştur ancak yazdıklarını yayınlanması için nereye gönderse geri çevrilmektedir.Uzun zamandır birlikte olduğu sevgilisi Dora (Zoe Saldana) ile evlenip Paris’e balayına giderler. Paris’te bir antikacıda Rory’nin beğendiği deri bir evrak çantasını Dora hediye eder. Amerika’ya dönüşte Rory bir gün evrak çantasını karıştırırken daktiloyla kağıtlara yazılmış bir metin bulur ve okumaya başlar. Bittiğinde adeta soluğu tutulmuştur ve oturur kağıtlarda yazanları laptopuna geçirir. Dora başka bir şey için bilgisayarı kullanırken tesadüfen Rory’nin kopyaladığı hikayeyi okur ve çok etkilenir, Rory’e yayınlaması konusunda ısrar eder. Rory, çalıştığı edebiyat ajansındaki yöneticisine metni verir. Bir süre donra yöneticisi hikayeyi çok beğendiğini ve mutlaka basmak istediğini söyler. Kitap basılır ve çok başarılı olur. Rory artık tüm edebiyat çevrelerince tanınan hatta çok ünlü bir yazardır. Kitabı ile ilgili verilen bir ödülü almak üzere limuzine eşiyle birlikte binerken yağmur yağmaktadır. O sırada onların arkasından, apartman girişine girerek yağmurdan korunmaya çalışan bir yaşlı bir adam bakmaktadır.
the words2the words3

 

 

 

 

 

4Kitaplarla, hikayelerle derdi olanların, onları sevenlerin filmi de beğeneceğini düşünüyorum.
Filmin kendisi de tartışmalı aslında. Şöyle ki, benzer bir konunun daha önce Alman Martin Suter’ın yazdığı Lila, Lila adlı bir romanda ele alındığı, Kelimeler’in bu romanla neredeyse birebir aynı olduğu iddia edilmişse de filmin yönetmen ve yapımcıları tarafından yalanlanmış ve fikrin Lila Lila yapılmadan çok önce doğduğu öne sürülmüş.
Lila, LilaKitap yayınlamanın ne güç olduğunu tecrübe etmiş bulunmaktayım. Biri ancak taş çatlasın 300 adet satmış, diğeri 6. baskısını yapmış iki kitabın kapağında adı olan biri olarak bu film bana olması gerekenden daha fazla manidar gelmiş olabilir.
– Bir yazar, öncelikle kendisi için yazar (yazmalıdır). Elbette sonra birileri de okusun ister.
– Bir yazarın ilk kitabını yayınlatması, yazmasından en az on kat daha zordur.
– Yayınevleri yazarın bu işe devam edip etmeyeceğini bilmek isterler ve bunu kanıtlayacak olan tek şey yazarın devam etmesidir. Bir yolunu bulup kitabının basılmasını sağlarsa 2. ve 3. lerin basımı için daha kolay olacaktır, demeyeyim de en azından bir umut olabilecektir.
– Günümüzde kitabı yayınlatmakla da iş bitmemektedir. Kitabınızın içeriği hangi konuda yazıldığına göre değişmekle birlikte ne kadar güzel, etkileyici ya da öğretici olursa olsun tanıtımı yapılmazsa bir şans elde edip raflarda kendine yer bulduysa bile ömrü az, okuyucusu (alanı demek istemiyorum) kıt olacaktır. Tanıtım ise yayınlatmaktan en az 10 kat zordur, bunun için de doğru zamanlama ile doğru bağlantılar gerekmektedir.
– Kitap yazıldı, basıldı, rafa kondu, tanıtıldı, satıldı, gerçekten de okundu ve üstüne otoriteler tarafından beğeniler yazıldı çizildi… Eğer söz konusu edebi bir eserse o yazara ahlar ve vahlar bizden gelsin. Bundan sonra geçen sefer en kolay olanı artık en zorudur, kendini aşması gerekecektir. Yani mantıken, kendi kendisiyle kaldığında öyle olması gerekmektedir. Yoksa 2. basamak sonrası muhtemelen sorun olmayacaktır. Eğer elde ettiği tesadüfi başarı değilse sorun yok, ününe ün katarak devam edecektir. Yok tesadüfi ise yazdıkları satın alınacak, bir miktar elbette okunacak ancak kendisi bir türlü tatmin olmayacaktır.

Neyse, ben kendi kendime daldım gittimi laf yine uzadı.

Siz taklit filan olmasına bakmayın, filmi seyredin. Eminim keyif alacaksınız. Unutmadan söyleyeyim, Jeremy Irons da bu filmin hediyesi.
Öyle yani…

Reklamlar