Etiketler

, , , , , , , , ,


Üç gün önceydi. İşten çıkmışım, TEM’de gidiyorum. Defi’yi alıp, markete uğrayacak, eve gidecek, yemek yapacağım. BB aradı. Kem okuldan eve geldiğinde apartman görevlisi gelmiş, “Sizin evden aşağı su akıyormuş, vanayı kapattım, su akmayınca telaşlanma,” demiş. Kem, BB’yi aramış, BB de beni.
Duyar duymaz ilk aklıma gelen, “Hemen taşınalım,” oldu. Dillendirmedim elbette. BB eve geç gelecekti, “Sen aşağıya bakar mısın?” diye sordu.
Baktım. Banyo tavanı iki yerden lekelenmişti, bir tanesinin ortasında su damlacıkları belirmişti. Yorum yapmadım.
BB saat sekiz gibi geldi. Bu işlerden anlayan bir komşumuzu aradı, birlikte gidip baktılar. BB beklediğim tepkiyi verdi. İnkâr. Bildiğim üzere bu durumda önce hep bu tepki veriliyor. Bir çeşit, “N’ayır, n’olamaz. Neden ben?” ruh hali.
Onlar bizim dairenin önünde konuşurken karşı dairenin kapısını bir bey çaldı. Elinde alet kutusu. “Hayırdır, siz kimsiniz?” “Ben tesisatçıyım, X beyin kombisinde vanayla ilgili sorun varmış, basıncı düşüyormuş,” deyince… BB de ben de rahatladım. Tabii ya, sorun bizde değildi. Banyolarımız sırt sırta olduğuna göre su sızıntısının yeri belli olmuştu.
Dün akşam Kem pizza istedi. Siparişi verdim, 10 dk ya kalmadı, kapı çaldı. Alt komşu karşımdaydı. Banyonun tavanına yanındaki küçük tuvalet de eklenmişti, her yerden şarıl şarıl sular akıyordu.”Peki,” dedim. Cep telefonu numarasını aldım. “Eşim sizi arar.” Benim için tipik bir “Ben bilmem BB bilir,” hali.
BB geldi, durumu anlattım. BB, “Sifon, su kaçırıyordu ya…” dedi, “Sebep o!” İnşallah. Sifonun vanasını kapattık, tamam ertesi güne kadar bekleyeceğiz ama yine de tesisatçı çağırmak gerek. Aklımıza ‘Ya, kaçak kullanmadığımız küçük tuvaletteyse,’ diye geldi. O zaman boşaltmak lazımdı.
Küçük tuvaleti depo olarak kullanıyorduk ama içindekilerin çoğu, iki kitaplıkta her rafta iki sıra olacak ekilde dizilmiş, hatta oradan buradan sarkan, benim kitaplarımdı.
Ütü masası, merdiven, ilaç torbası, kuruluklar, erzaklar, poster ruloları kısmında asabi olduğumu saklamayacağım. Eve dair ıvır zıvırları çıkarıp da sıra kitaplara gelince tüm huysuzluğum gitti.
kitaplar
Mecburiyetin sebep olduğu bir buluşma olsa da uzun zamandır elimi sürmemin imkansız olduğu kitaplarımla hasret giderdik. Sevgi Soysal ve Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Hemingway’in 1964 baskısı Çanlar Kimin İçin Çalıyor’u, ilkokul 5. Sınıf yazında okuduğum İnce Memed, ortaokulda bir yaz tatilinde sahil kasabasında sahaftan aldığım, gri bezden 2 cilt, sayfaları artık iyice sararmış Budala, babamın eski bir arkadaşının oğlunun bize geldiklerinde can sıkıntısını gidermek için okumaya başlayıp, ikinci cildini alıp götürdüğü ama bitirince postayla hemen geri gönderdiği, tüm sevimsiz görünümüne rağmen ertesi yaz okuyup sevdiğim Tütün Sarı Dünya, hem nefret ettiğim hem de aşık olduğum Heathcliff’in sayfalarında olduğu, mavi, parlak deri ciltli Uğultulu Tepeler, aşkın ne olduğunu bilmeksizin okuduğum Gülünesi Aşklar, sahi Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği neredeydi?, Ze’nin dert ortağı Kayığım Rosinha, sayfalarının kenarlarına yazacak yer kalmayınca yazdığım kağıtları sayfalarının arasına tıkıştırdığım Pasajlar…
Ve tabi bir de okumadıklarım vardı… Oburluğumla alıp raflara koyduğum, kötü günlerim için sakladığım… Hani savaş çıkar ya da yaşamı sürdürmek için kitap alamayacak kadar düşkünleşirsem diye biriktirdiklerim…
Ben işe başlarken BB, bunları annenin evine götürsek, bir odaya koysak kolilerle demişti ama saat 23:30 sularında küçük tuvaletten salonun balkonuna kim bilir kaçıncı kez kucağım kitaplarla dolu giderken “Yok, sen bunlardan ayrılamazsın. Başka bir şeyler düşünelim,” dedi.
Bugün akşamüstü ben evde yokken tesisatçı geldi, sorunu buldu, kırılacak fayansları kırdı, kazdı, tamir etti ve gitti. Aslında –mış, -miş. Ben eve geldiğimde BB herşeyi halletmişti. Çöpler, çıkan harç kapıda poşetler içindeydi, ortalıkta zerrece toz, toprak yoktu. Küçük tuvaletteki portatif kitaplıklar da daha kullanışlı şekilde yerleştirilmişlerdi.
Şimdi sıra daha iyi bir çözüm bulana kadar kitapları yerlerine koymakta. Öyle yani..

Reklamlar