Etiketler

, , , , , , ,


iklimlerİkili ilişkiler, hele ki aşk ilişkileri oldum olası bana anlaşılmaz gelmiştir. Bazen ilişkilere kimi zaman yakından kimi zaman uzaktan şahit oluruz. Bazıları görünürde en ideal olanıyken aslında içinde çeşitli çetrefilli haller barındırır. Söz konusu adamla kadının nasıl olup da bir arada olduklarına şaştığımız da vakidir. Aslında kabul edilmesi gereken somut gerçek her ilişkinin dinamiğini o iki kişinin kendi istekleri ve beklentileri doğrultusunda belirlediğidir ve bunun o iki kişi dışında kimse tarafından anlaşılması normal şartlar altında beklenmemelidir. Ne var ki, insanoğlu meraklıdır ve en sevdiği şeylerden birisi de başkalarının hayatlarını dikizlemektir. Eğer bir ilişkiyi anlamaya çalışıyorsak yapmamız gereken önce o ilişkinin içindeki iki kişiyi kendileri olarak anlamaya çalışmak sonra da mümkünse dışarıdan olabildiğince objektif olarak ilişkinin bütünün değerlendirmektir. Böyle yapabildiğini iddia edenlerin günümüzde şükür ki afilli bir adı var, ilişki koçu. Ola ki bir de bunun üstüne benim başta söylediğim gibi normal olanını anlamakta güçlük çektiğim bir şeyin patolojik bir hâl alarak bir kedinin tırmalaya tırmalaya çözümü imkânsız bir yumak ipe dönüştürdüğü, yolunda gitmeyen bir ilişkiyi yoluna koyabileceklerini (?!?) iddia ediyorlarsa o zaman onlara “ilişki terapisti” deniyor.

Olabildiğince lüzumsuz bu girizgâhtan sonra asıl konuya geleyim. Sevgili okur, bugün sana okuma listemin ilk kitabı olan İklimler’i anlatacağım.

İki ilgi alanıma, ki ikisini birleştiren temel unsur ille de bir hikaye anlatılıyor olmasıdır, sinema ve edebiyata baktığımda net bir tespitte bulunabilirim. Her ikisinde de kitlelerin beğenisini kazanmış olan ne varsa içinde büyük ihtimalle tutkulu bir aşk hikayesi mevcuttur.

İklimler’de içinde aynı adamın olduğu iki ayrı ilişki anlatılıyor. Aşk hikayesi, demekten imtina ile kaçınıyorum. Roman temelde iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm “ODILE” de kitabın ana karakteri Philippe Marcenat, Isabelle de Cheverny adlı birisine Odile adlı kadınla olan ilişkisini kendi çocukluk ve gençliğine kısaca değindikten sonra anlatıyor. “ISABELLE” adlı ikinci bölüm ise ilk bölümde Phillipe tarafından “Odile – Philippe” ilşikisinin anlatıldığı Isabelle tarafından bize “Phillipe – Isabelle” ilişkisi aktarılıyor.

İki anlatımda da ilişkiyi bir taraftan okuyoruz. Yani, iki farklı ilişkinin iki subjektif anlatımıyla karşiı karşıyayız. (kafan karışmasın okur, dur telaş etme.. Umuarım az sonra anlatmayı başaracağım). İlkinde Phillipe,çocukluğundan itibaren hayalini kurduğu Amazon’uyla karşılaşmasını, onunla varlıklı ailesinin, özellikle de annesi Madam Marcenat’ın, karşı çıkmasına rağmen evlenmesini, evlilikleri süresince Odile’e olan hayranlıkla karışık kıskançlığını, Odile’in ise Phillipe’in kendisine karşı hissettiği inişli çıkışlı duygularını dizginleyip onu sakinleştirmek yerine umarsız bir tutumla ne kadar zararsız görünse de rahat ve serbest davranışlarda bulunarak kimi zaman başkalarıyla flört etmekten vazgeçmemesini ve nihayetinde Phillipe’i başka biri için terkedişini anlatıyor.

İkinci bölümdeki Isabelle ise Phillipe’in kuzeni Reneé aracılığı ile tanıdığı ikinci eşi olan kadındır. Phillipe mutlu olmak adına, bir bakıma Odile’de olmayan herşey Isabelle’de, Isabelle’de olmayan herşey ise Odile’de var olduğu için bu sefer  kendine Isabelle’i eş olarak seçmiştir.  İlk bölümde Odile ile olan evliliğini Isabelle kendisini daha iyi tanısın diye anlatmıştır. Bu sefer de Isabelle Phillipe ile olan evliliğini, bu evlilik süresince ilkinde Phillipe’in yaşadığı duyguların benzerini nasıl Phillipe’in Odile’in davranışlarına benzer şekilde nasıl kendisine yaşattığını, Phillipe’in aslında Odile’in benzeri olan Solange adlı kadınla birlikteyken mutlu oluşuna nasıl seyirci kalmak zorunda kaldığını ancak sabrın sonu selamet misali Solange’ın kendisinden beklendiği gibi Phillipe’i aldatmasıyla kocasının kendisine dönüşünü ve nihayetinde mutluluğa neredeyse yaklaşmış olduklarını anlatır.

(Var ya okur, buraya kadar olan kısım senin için okuması ne kadar zor olduysa benim için de  yazması kolay olmadı, emin olabilirsin. Bak, cümleleri zapt etmekte nasıl  da zorlanıyorum).

Kitap arkasında her ne kadar “okunan en güzel aşk hikayelerinden biri” olarak nitelense de bence bu ne bir aşk ne de kıskançlık hikayesi. Aslında özel ikili ilişki düzeyinde bir çeşit kişilik envanteri raporu, hani şu sizin kendinizi nasıl gördüğünüz ve başkalarının sizi nasıl gördüğü üzerine olanlardan…

Adetim olmadığı üzere kitabın konusunun tamamını anlattığımı itiraf etmeliyim. Yine de içim rahat çünkü yukarıdaki satırların okurda , lüzumsuz girizgâh ile birlikte, kitabı okumamak değil de okumak yönünde etki yapacağına dair bir his var içimde.

İyi kitap okumak isteyenlerin, Tahsin Yücel’in çevirisinden bu hikayeyi seveceğinden eminim. Bir de son satırlara bir itiraf daha sıkıştırmalıyım. Kafamda nicedir taşıdığım bir ucuz aşk hikayesi tasarısı vardı ama bir yerini bir türlü oturtamıyordum. İşte bu kitapla birlikte taşlar yerine oturdu ve artık sadece yazmak kaldı. Kim bilir artık  ne zamana kısmet olur?

Öyle yani…

P.S. Gülü kitabın üstüne aşkı temsil ettiği için koymadım. Gün olur da kitapla ilgili kısa bir özeti KİTAPLIK KURDU için hazırlarsam kompozisyon olsun diye koydum (Belki kitapla ilgili yazıyı oradan okumak, mecburen laf kalabalığından arındırılmış olacağı için daha kolay olacaktır). Blog sahipleri biraz otoriter, konseptli fotoğraf istiyorlar. Hazır 14 Şubat sebebiyle eve gül girmişken kaçırmayayım, dedim. Malum İklimler de kaçınılmaz olarak tuvalet – kitaplığın derinliklerine gidecek ve bir daha bulmak kolay olmayacak.

Reklamlar