Etiketler

, , , , , ,


Gezi Parkı Direnişi mutlaka tarihte yerini alacak. Belki henüz daha başındayız, belki de bitti ya da ortalarda bir yerde olabiliriz.

Tarih demişken bugün bir sohbet sırasında olayların farklı bakışlardan nasıl görülüp değerlendirilebileceğini gördüm. Benim için önemliydi.

Mutluyum ki, Gezi Parkı Direnişi’ni sadece resmi tarihçiler gelecek nesillere aktarmayacak. Sonuçta twitter ve facebooku aktif kullanan insanlara ait bu hareket gelecekte çok daha objektif değerlendirilebilecek. Belki de bundan 200 yıl sonra çoktan pas tutmuş twitter ve facebookun ne olduğu bile araştırılacak.

Y jenerasyonunun belki de ebeveynleri tarafından bile anormal olarak karşılanan hal, durum ve tutumları bize Gezi Parkı’nı armağan etti. Ben Y kuşağı ve onların ebeveynleri arasında kalan bir yaştayım ama kendimi sıkışmış değil, sıkıntılı değil, rahat değil bir garip hissediyorum. Keşke diyorum içimden, öğrenciliğime denk gelseydi böyle bir şey. Benim üniversite öğrenciliğim bu çocukların doğdukları, hadi bilemedin, tay tay durma zamanlarıydı. Onların ebeveynleri gibi ’80 i de dolu dolu yaşamadım. O zaman da çocuktum, okuma yazmayı henüz öğreniyordum.

Kendimi garip hissediyorum çünkü Gezi’ye gidemiyorum. Oysa nasıl istiyorum…. Hadi diyelim gündüz işi kırdım gittim (ki bunun için patrondan izin istemeyi bile düşündüm ama aylar öncesinden ayarlanmış seyahatlerim var ve biliyorum bu bir özür değil) yine de turistik gezi kıvamında olacak. Akşamları zaten zor, çoluk çocuk vesaire… Bizim için ciddi organizasyon durumu, onları kime bırakacağız, saat kaçta gider kaçta eve geri döneriz… Ancak onlarla akşamları saat 20:30 – 21:15 arası kakafonik tencere tava senfonisi yapabiliyoruz. Yani anlayacağınız fena bir “yandan yandan” durumundayız. En azından bizim plaza Maslak’ta olaydı NTV yi protesto edeydik, Kanyon’da Starbucks ya da Kitchenette’tekilerin başına çörekleneydik, iyiydi… Kendimizi bir nebze iyi hissedecektik.

Bir anne olarak düşünüyorum. İki çocuğumun tabiatları farklı farklı. Hatta ikincisinden önce çok endişelenirdim, acaba ikincisinde ilkinin sevgisinden alıp vermek zorunda kalır mıyım, diye. BB yle hiç konuşmadık bunu, muhtemelen onun böyle bir endişesi yoktu. Defi aramıza katıldıktan sonra gördüm ki, endişelerim yersizmiş… İkisine de duyduğum sevginin acayip bir şekilde %100 olacağını bilseymişim boşuna endişelenmezmişim. Öyle bir %50 hali filan olmuyormuş.

Defi her sabah sabrımı sınıyor, Kem ağır çekim davranışlarıyla zaman zaman BB yi de beni de çıldırma noktasına getiriyor ama o sevgiden dirhem eksilme olmuyor. Her akşam evde biraraya gelme zamanını iple çekiyoruz. Her zaman onlara söylediğimiz bir şey var, “siz bizimsiniz… iyinizle, doğrunuzla, hatanızla… hata yaptığınızda bunun temelde sorumlusu biziz. Başınız hangi derde, b.ka batarsa batsın ilk arayacağınız, yardım isteyeceğiniz kişi hep biziz. Ha, sonra kızarız, söyleniriz… o başka…”

İki çocuğun ebeveyni olmak zor iş… 75 milyonun ebeveyni olmaya soyunan da çuvallıyor, zor iş vesselam.

….

BB olabildiğince temkinli, hatta #direngezi’nin ilk günlerinde beni coşkumun yüksekliğinden ötürü eleştirdi bile. Halbuki yaptığım şey twitter ve FB dan takip etmek ve kontrollü paylaşımda bulunmaktı. Eh, tabi o kırkını aşmış (ben henüz 40 değilim!), sorumlulukları artmış, 2 çocuk babası…

Tüm bunları düşündüğümde sordum kendisine, “Ya bunlar aynı nedenlerle biz öğrenciyken olsaydı?” diye. Bir anda sesi değişti. “Eve üstümü değiştirmeye, yatmaya bile gitmezdim!” dedi.

Diyeceğim o ki, kimse bizi henüz evde zorla tutmuyor… Baktık olmadı mahalleden her gün aramızdan biri dönüşümlü çocuklara bakar ve diğerleri de kendini sokaklara atar…

Öyle yani…

P.S. Bugün için aklımda bambaşka bir konu vardı ve hatta FB arkadaşlarımdan da yardım istemiştim. Kim neden direniyor, alt analizlerini yapacaktım. Bence böyle daha iyi oldu.

Reklamlar