Etiketler

, , , ,


hayatHepimiz hayatımıza dair hayaller kurarız. Bir süre sonra, yaş ilerleyince hayallerimizde kendimizi biraz daha rahat bırakırız, varsa çocuklarımızın geleceğini düşünmeye başlarız. Genelde hepimizin hayatının memnun olmadığımız irili ufaklı tarafları vardır, illâ ki “piyangodan para çıksa…” cümlesini kurmuşuzdur.

Tatilde, Selimiye’deyken, günübirlik tekne turuna çıktık. Teknenin sahibi aynı zamanda da kaptanıydı. Babası da bizimle teknedeydi. Amca, Selimiye’de doğmuş, hayatı boyunca İstanbul’a sayılı gitmiş,ti. Yetmiş iki yaşındaydı ama elli beşten fazla görünmüyordu. Muhtemelen de burada ölecek, diye düşündüm. Hani ben hep hayalleniyorum ya, elden ayaktan daha düşmeden sahilde, Ege’de, pek öyle kalabalık olmayan bir yerlerde evim olsun diye… Arada BB ile hesap kitap yapıyoruz, çocukları okuttuktan sonra biraz paramız olursa eğer, diyoruz… kesin yapacağız.

Richard Novak, Los Angeles’ta güzel bir evde, tek başına yaşıyor. Gündelik rutininde her gün bir saat gelen spor hocasıyla sporunu yapıyor, koşu bandında koşarken borsayı takip edip kağıt alıp satarak varlığının her gün biraz daha artmasını sağlıyor, ötedeki evin havuzunda yüzen kırmızı mayolu kadını seyrediyor, diyetisyeni günlük yiyeceklerini ayarlıyor ve yıllardır aynı yardımcı evini çekip çeviriyor. Süper ötesi şahane, hani hayali çokca kurulanlardan bir hayatı var anlayacağınız.

Bir gün yine koşu bandındayken Richard göğsünde tuhaf bir ağrı hissediyor. O kadar sağlığına dikkat eden biri olarak birdenbire gelen bu ağrı ile ne yapacağını bilemiyor ve 911’i arıyor. Sonrasında 911 ekibi alıp onu hastaneye götürüyor, ayrıntılı inceleme sonucunda kalp krizi filan geçirmediği anlaşılıyor ama ağrının sebebi açıklanamıyor. Tekrarı halinde yeniden başvurması söylenerek evine geri gönderiliyor. Tüm bu süreçte Richard durumunu bildirmek için arayacağı kimsenin olmadığını, yani aslında düpedüz yalnızlıktan gebermek üzere olduğunu fark ediyor. Eve gidince eski eşini, oğlunu, anne-babasını ve erkek kardeşini belirli aralıklarla aradığında ise aralarında uçurumlar olduğunu görüyor. Asıl bu uçurumun nasıl kapatılabileceğini bilememek dehşete kapılmasına neden oluyor.

Bu dehşetten sıyrılmanın yollarını düşünürken hayatına bir anda giren Anhil (donutçı), Cynthia (markette ağlayan kadın) ve Nic (yan evde oturan evsiz kılıklı, bir zamanların kült roman yazarı) Richard’ın bir şekilde geçmişindeki insanlarla yeniden biraraya gelmesini özellikle de boşandıktan sonra adeta terk ettiği oğlu Ben ile emekleyerek ama yeniden bir baba – oğul ilişkisi kurmasını sağlıyorlar.

Konuyla ilgili anlattıklarımdan bayık, iç kıyan, Amerikan aile dramı kokusu aldıysanız yanıldığınızı söyleyebilirim. Daha ilk sayfalardan itibaren kahkahalar atmaya başlıyorsunuz. Hastane çıkışında Richard’ın bindiği taksiyi Anhil’in dükkanının önünde durdurması ve bu sırada taksici ile arasında geçen  diyalog gülmekten ufak çapta dağılmaya sebep oluyor. Şükür ki, Anhil’in hayata yaklaşımı ile toparlanıyorsunuz. Richard ilk dersini orada alıyor. Bunu Cynthia ile karşılaşması takip ediyor ki, bu kısım da bence başlı başına yazarın absürd komedi yazımındaki başarısını tescilliyor. Acayip adam Nic’in de hikayeye dahil olması ile kare as tamamlanıyor ve sonrasında roman gümbür gümbür devam ediyor. Bir süre sonra kahakahalar yerini tebessüme ve sonrasında buruk bir dudak büzmesine ve nihayetinde de hafiften nemli gözlere bırakıyor (nemli gözler kısmını abarttım, ama dramatik final için ne yazacağımı bulamadım).

amyAmy M. Homes başarılı ve bence güncel dünya edebiyatı açısından kesinlikle okunması gereken bir yazar. Yangın Müziği’nde gerilim dolu bir hikayeyi okumuştum. Bu Kitap Hayatınızı Kurtaracak’ta ise yazarın reytingi yüksek sit-com’lara taş çıkartacak kadar iyi  komedi de yazabildiğini gördüm. Yazara dair son not ise bu yılın Women’s Prize for Fiction*’ını “May be Forgiven” ile kazanmış olması.

Sevgili okur, konu ve anlatım itibari ile hafif görünümlü bu ağır kitap sana tavsiyemdir. Emin ol, pişman olmayacaksın. Bunun yanısıra bir ihtimal kendi hayatında berbat ettiğin yerlere bu kitap ayna tutabilir ki, bu da bir kitabın okurunu beslemesi adına hiç de yabana atılacak gibi değildir.

Bir de Amy M. Homes’un diğer kitapları da keşke dilimize çevrilse ve bu zeki, kurgusu sağlam, anlatımı akıcı yazarı daha çok kişi okusa güzel olurdu.

Öyle yani…

* Eski Orange Prize

Reklamlar