Etiketler

, , , ,


BORGENYaz akşamlarımızın yeni olayı BB ile balkonda, benim elimde örgüm, birer  kadeh kırmızı şarabımız, peynir tabağımızla BORGEN izlemek.

BORGEN’le ilgili ekşi sözlükteki ilk yorumun 2012 Mart ayında olması bu diziyi aslında bayağı bir geç fark etmiş olduğumuzu gösteriyor. Olsun.

BORGEN, Danimarka yapımı, Danimarka’da siyaseti anlatan bir dizi. İster istemez bu noktada insanın içinden “Te, allasen! Elin avuç içi kadar kuzey Avrupa ülkesi Danimarka siyasetinde ne ilgi çekici olabilir ki?” diye geçiyor.

Öyle değil. Daha ilk bölümde, yani seçim öncesinde bile herşey oldukça sıradışı. Aslında başlarken insan olası medeniyet miktarının bizim gibi henüz nereye ait olduğuna karar verememiş bir ülke vatandaşı için fazla olabileceğini  makul kabul ediliyor.

Her bölümde bir olay işleniyor ve bunlar hani bizde hiç olmayan, sadece medeni ülkelerde olabilecek şeyler olmamakla kalmıyor ve demek her yerde bu böyle dedirtiyor. Olaylar temelde aynı ama ayrıntılar, özellikle de tutumlar çok farklı.

Daha ilk bölümde küçük bir muhalefet partisi başkanı olan kadının basın danışmanının eline başbakanın devlet harcaması için kullandığı kredi kartından şahsi harcama yaptığına ilişkin belge geçiyor. Bu Danimarka için çok büyük bi olay, ancak kadın parti başkanı bunu seçim öncesinde kullanmayı etik bulmuyor ancak başka bir parti lideri kullanıyor. Sonuç, kullanan yanıyor, halk seçimde cezalandırıyor. Küçük partinin kadın başkanı kendisini gayet adil bir mücadele sonrasında koalisyon hükümetinin başbakanı olarak buluyor.

Başbakan, eşinin yönetici olduğu firmanın uçak alımının yapıldığı şirketle dolaylı yoldan iş bağlantısı var diye kocasından istifa etmesini istiyor, direkt iş yapmasanız bile en ufak şaibe hükümetime gölge düşürür, diyor ve adam kuzu kuzu istifa ediyor.

Bir sebepten basına sansür uygulanması, muhabirlerin tutuklanmasına dair ufacık bir laf geçiyor. Başbakan itiraz ediyor, böyle bir şey meşruiyetimi yok eder,  diyor. Gazeteciler, ise gülüp geçiyorlar, böyle bir rezalet asla olmaz diyerekten.

Başbakanın özel hayatı ilerleyen süreçte insan olmasından mütevellit çuvallıyor, doğal olarak.  Vitrini iyi göstermek amacıyla bir tv programı yapılacak, basın danışmanı programın yapım sürecine dahil oluyor. Bunun üzerine muhabir giriyor kanal yöneticisinin odasına, buna nasıl izin verirsin, diyerek baştan ayağa fırçalıyor adamı. Basın özgürlüğü önemlidir, başka ülkelerde gazeticiler hapisteler, nasıl basın özgürlüğümüzü yok sayarsın, burada daha fazla kalamam, diyor ve basıyor istifayı. Kanal yöneticisine kapak oluyor. Zaten başbakan da daha sonra kendi iş ve özel hayatına dair yapılan bu şekillendirilmiş programın gerçekleri yansıtmıyor olmasından, halka yalan söyleyemeyeceğinden ötürü yayınlanmamasını istiyor.

Danimarka’nın Afganisyan’da beş askeri ölünce ulusal yas ilan edilmesine ramak kaldı, resmen. Başbakan kahroldu. Parlamento binasına gelen asker yakınlarını danışmanlarının itirazına rağmen karşıladı ve onlarla görüştü, acılarını paylaştığımı bilmeleri gerek, diyerek ve gerçekten onlar gibi derin bir kederdeydi. Doğaldır ki, ağladım. Nedeni belli…

Zamanında LOST fanatiği olan ülkemin kesinlikle seyretmesi gerek. Ben ikinci sezonun ortasında sıkılıp LOST u bırakmıştım. Şimdi, ikinci sezona devam ederken akşam olsa da BORGEN seyretsek, diyorum. Her gece uykuya yatıp, gördüğün güzel rüyanın devamını seyretmek gibi bir şey. Sahi, kötü rüyaya “kabus” diyoruz da güzelden bir gömlek daha güzel olan rüyanın neden bir adı yok?

Önermeleri her zaman tersi ile birlikte düşünmek ve ele almak gerekir. Bu durumda bu akıl düşünmeden edemiyor, benim ülkemdeki siyaset noktasına virgülüne dokunulmaksızın tv dizisi olsa, acaba bir Danimarkalı seyrettiğinde ne düşünür, hangi kategoride değerlendirir diye… Absürd komedi? Trajikomik? Yok değil… dram olur olsa olsa olsa hem de en koyusundan…

Demem o ki, bizdeki dizilerin tadı tuzu belli malumunuz, kış yaklaşırken siz iyisi mi BORGEN için hazırlıklarınızı yapın ve tezinden izleyin. En azından hepimiz bir rüya tadında da olsa böyle yönetilmeyi hak ediyoruz.

Öyle yani…

P.S.1 Yukarıda anlattıklarım onda biri bile değil, o sebepten spoiler sayılmaz. 🙂

P.S.2 BBC’de gösterildiğinde İngiltere’nin o dönemde bu diziyle yatıp kalktığını da belirtmiş olayım.

Reklamlar