Şizofrenik bir hal içindeyiz. Hepimiz kendi yarattığımız dünyalarda yaşıyoruz. Bu dünyaların dışında kalanlarsa, yani  biz başkası, başkası da bizim için anlaşılmaktan çok uzakta. Eskiden biraz anlamak, dinlemek için çabamız varsa da artık tahammülümüz yok. Benim yok. Ne kadar uğraşsam da gerçekten anlayamıyorum, olmuyor.

Aslında bir bakıma elimden geldiğince olan bitenle az ilgilenmeye çalışıyorum ama bu çok da mümkün olmuyor, olamıyor.

Dün okulların sadece küçük bir kısmı açıldı ve normalde 15 dakikada gidebileceğim yolu 1,5 saatte gidebildim. Geçenlerde akşamüstü Nişantaşı’ndan eve, Anadolu Yakası’na, en kısa nasıl dönebilirimin hesaplarını yaparken aklımdan metrobüsle mi geçsem karşıya diye düşünürken arkadaşım, deli misin, hem de akşam saat 7-7 buçuk gibi… dedi ve güldü. Sen hiç metrobüse bindin mi, diye sordu. Evet, dedim. Bir kere. Güldü… O saatte, sen en fazla durakta katılır kalırsın. Öyle kal gelir, ertesi günü seni gelir oradan alırız, dedi. Bayağı da bir eğlendi.

Şimdi, olimpiyatı alsaydık, kim gidecekti seyretmeye, diye sormak çok mu abes? Mevcut ulaşım koşullarında benim için dünyanın bir ucundaki olimpiyat stadına benim gitmeyeceğim açık. Ee… o zaman neden isteyecektim ki, olimpiyatların İstanbul’da yapılmasını? Çok basitçe düşünüyorum. Londra olimpiyatlarını evden seyrttiğim gibi İstanbul’dakini de seyredeceksem, üstüne trafiğin az da olsa rahatladığı yaz aylarında buna sebep trafikte saatlerim heba olacaksa deli  miyim ki, isteyeyim. Evsahibi olsak, daha fazla sprocu katılırdı belki. Hangi sporcu, dopingliler mi? Ha, bir de olimpiyatlar sırasında her gün Türk sporcular dopingli çıksaydı, bir de öyle rezil olsaydık. İnşaat sektörüne getireceği canlılık, kimlerin bunlardan ne kadar kazanacağı umurumda değil. Umurumda olsa ne fark ediyor ki?

Arjantin’e 3 uçak dolusu insan gitti. Çok merak ediyorum kaçı uluslarası düzeyde fikir tartışması yapabilecek kadar İngilizce biliyordu? Şimdiye kadar öyle çok olaya şahit oldum ki, odasının kapısının kilidi bozulsa resepsiyona telefon edip derdini anlatamayacak insanlar nedense böyle beleşten yurtdışı organizasyon olduğunda canlarını verirler…

Sadece kişisel nedenlerle olimpiyatın İstanbul’da olmayacağına sevindim. Bundan önceki 20 yılda her adaylığımızda olmamamasına sevinmemeden çok da farklı nedenler değildi.

Dedim ya, elimden geldiğince ilgisizliğimi korumaya çalışıyorum. Mesela ODTÜ’deki hikayeyi de öğrenmek için çaba sarfetmedim ama daha başından beri biliyordum aslında ayrıntıları. Yirmi yıl önce Kredi Yurtlar’ın İstanbul’daki en büyük kız yurtlarından birinde geçirilen iki yıldan sonra neyin ne olduğunu anlamak zor değildi, sadece işin teknik tarafında birtakım değişiklikler vardı. O zaman yurtta bir abla el atardı kalan öğrencilere, elverişli olanları tespit eder, yardım eder, sahip çıkardı. Bir zaman sonra yakınlık kurulan  kızlar yavaş yavaş kapanırlardı. İspatı yok elbette ama yaşadık, gördük. Şimdi olanın da ondan bir farkı yok, sadece ortam koşulları çok daha elverişli, artık gizliden gizliye yapılmasına gerek kalmadı. Eminim yine de değişmeyen bir şey var, kime gideceklerini çok iyi biliyorlar.

Gezi direnişi sırasında çok düşündüm… Benim üniversitedeki son yılımda başörtülülere baskı yapılmaya başlanmıştı. İkna odaları ise benim mezuniyetimden sonraydı. Belki de duyarsız davranmamalıydık, herkesin ortada buluşabilmesi için güçlü insiyatif sergilenmeliydi diye… O zamanki davranış eksikilğimizi 20 yıl sonra görmek acıydı ama işte bugün tüm bunlar olurken, bazı gazeteler olan biteni çarpıtarak, hikayeyi kendi işlerine göre kurgularken de ne yazık ki, şöyle düşünüyorum, en azından kendi adıma… ben bir türlü samimiyetlerine inanamadım, sorun bu. Sürekli bir kılıf var. Örtüyü kaldırdığımda altından söylenenin çıkacağından emin olsam ama olmuyor, altından ne çıkacağını bir türlü bilemiyorum. Hadi diyelim öyle çıktı, bir yerde, bir zaman, bir şekilde kim nasıl işine gelirse öyle kullanıyor.

Bu sabah radyodan Hatay’da bir kişinin daha gaz bombası kapsülü kurbanı olduğunu öğrendim. Sadece merak ediyorum da ondan soruyorum, Mısır için elleriyle Rabia işareti yapanların içinde bizde yine aynı nedenle, özgürlük ve hakkını istediği, birilerinin yanlış yaptığını düşündüğü için tepki gösterdi diye ölene üzülecek kadar içlerinde vicdan var mıdır? Yoksa samimiyetlerinden böyle bir şey yokmuş gibi davranacak ve yine bir bambaşka, bizimle ilgisiz bir sebepten ağlayacaklar mı? Benimki merak sadece… tabi merak kediyi öldürmezse…

Bir de Yemen’de evlendirilen sekiz yaşındaki kız var ki… daha fazlasını insan olarak içim kaldımıyor. Bizimle ilgisi yok ama bunun için ağlayan olursa affedebilirim.  Yani belki azıcık vicdanları olduğunu düşünebilirim ama benimki gerçekten saflık, iyi  niyet…

Üç aydan fazla oluyor, tv seyretmiyorum, herhalde bundan sonra da seyretmeyeceğim. Az miktarda gazete okuyorum. Tahammül edebileceğim kadarını. Özellikle hayat güllük gülistanlıkmış gibi tutumlu yazılar, haberler gerçekten benim için her şeyi daha da zorlaştırıyor. Sosyal medya iyi ama kınalı paylaşımlar gibileri bir taraftan güldürüyor, eğlendiriyor… bir taraftan da sinir zıplatıyor. Dahası üzüyor, hem de gerçekten çok üzüyor. Belki de yukarıda yazdıklarımın hepsini açıklıyor.

Tüm bunlar olan bitenle ilgimi en aza indirmişken son bir haftada olanların bana düşündürdükleri.

Öyle yani…

Reklamlar