Etiketler

, , , ,


perihanBir süredir okuduğum kitaplara dair yazmıyorum, yazamıyorum. Belirli bir sebebi yok. Sadece canım istemiyor. Bir de bundan sonra çok çarpıldığım bir şey olursa yazasım var sanki ama böyle düşününce de illa çarpılmak mı gerekir, diye soruyorum kendime. Çünkü yakın zamanda okuduklarımın hepsi de güzel kitaplardı, en azından hiçbiri afakanlar basmasına neden olmadı. Asıl cevap üşenmem. Kitap hakkında yazacağım zaman diliminde bir sonrakinden okumaya devam etmeye tercih etmem.

Yazmayıp yazmayıp şimdi Perihan Mağden’in son kitabı hakkında buraya yazı döşeyecek olmamın son okuduğum yaklaşık on kitaba ciddi haksızlık olduğunu kabul ederek başlayayım.

Perihan Mağden’i Radikal yazılarında takip ederdim. En çok neyse ne, çata çat yazmasını ve bir de yeni kelime türetişlerini severdim. Günlük dilde konuşma sırasında aralara serpiştirilen İngilizce başta olmak üzere yabancı sözcüklerden hazzetmem ama onun yazılarında bunların boy göstermesi tırmalamazdı beni. Kitaplarından İki Genç Kızın Romanı, Biz Kimden Kaçıyorduk Anne ve Ali ile Ramazan’ı okudum. En çok Biz Kimden Kaçıyorduk Anne’yi sevdim ki, benim yol kitaplarımdan biri olarak denk gelmişti ve sevgili blog okuru yol kitaplarıma olan sevgimin ayrı olduğunu bilir ama Ali ile Ramazan’ın da yazar adına önemli bir cesaret örneği olarak sunulması ve okurunun cüretini sınaması açısından önemli bulmuştum.

Taraf günlerinde ise bir iki okudum ve muhtemelen daha liberale kayan çizgisinden ötürü soğudum ve bıraktım. Hadi, itiraf edeyim… akıllı olduğunu düşündüğüm, birikimlerine güvendiğim isimlerin gerek yazar gerekse gazete okuru olarak Taraf etrafında toplanmalarını, mevcut hükümetin demokrasinin bu topraklarda daha iyi kök salması için sunduğu vaatlere karşılık verdikleri sonsuz desteği anlamam mümkün değildi. Özellikle Anayasa değişikliklerine ilişkin refarandumda bizlere gösterilenlerin arkasında amaçlananları görememeleri ya da küçük bir endişe dahi duymamaları benim için kabul edilebilir değildi ve bu dönemde kendime şüpheyle yaklaşmama sebep oldular, çünkü bir şeyleri fark edemedeğimi, kaçırdığımı düşünüyordum. Nihayetinde geçmişte olmuş ve sonrasında olması olası dayatmacı siyasi girişim de benim için desteklenebilir değildi ama bu açıdan baktığımda da ne yazık ki farklı bir yerlerde duruyorduk. Yani o bilgi ve birikim üstünlüğü olduğu farz edilenlerin değil de benim bir şeyleri kaçırıyor olmam daha mümkündü, herhalde.

Özgürlük vaatlerinin arkasından, çok özet olacak ama, Gezi’yi, twitter ve youtube’un kapatılmasını yaşamış bir toplumuz artık. Çok şey değişti, en azından birilerinin kafasında bazı şeyler imaj değiştirdi ve takkenin altındaki keli bazıları gördü. Bu durumdan sanırım Perihan Mağden’in deyimiyle “internetten sipariş edilen ayakkabının yerine içi talaş dolu ayakkabı kutusu gelmesi” nin hayal kırıklığı ifade edilerek sıyrılmak sanırım aydın kişi vasfının sorumluluğuna yakışmayacaktır. Nihayetinde internet alışverişi deneyimi olan herkesin bildiği bir gerçek burada işlemez, yani beğenmediğiniz malı 30 gün içinde koşulsuz iade edip ödediğiniz paranızın kredi kartı ekstrenizde eksi bakiyeden artıya geçişi gibi bir şey söz konusu değildir. Zamanında gerisi berisi düşünülmeden yapılmışların bedeli hepimiz tarafından ödenmeye şu ya da bu şekilde devam edecektir.

Tehlikeli Temayülleri biraz da acaba bu konuya dair bir şeyler bulur muyum, diye okudum. Yazarın bahsettiği 3-5 bin kemik okurdan biri olarak merak ettim.

Daha ilk sayfalarda eskiden sevdiğim aramıza soğukluk girmiş bir arkadaşla karşılaşmış olmak gibi hissettiğimi söylemeliyim. Özlemiştim, özellikle de üslubunu ama niyeyse tedirgindim, olur ya aklınıza bir şey gelir söylemek için sonra vazgeçersiniz, aradan geçen zamanda arkadaşınızda olmuş olabilecek değişikiliklerden ötürü vereceği tepkiyi kestiremezsiniz ve en iyi ihtimalle bir sonraki karşılaşmada söylemek için ertelersiniz. Bana biraz böyle bir tavır varmış gibi geldi yazılarda. O karşılaşmayı biraz da geçiştirmek için havadan sudan, evden, biraz tanıdık ahbaplardan bahsetmek gibiydi. Magazine olan ilgimiz, çocuklara bakışımız, etrafımızda hep olan ve birlikte yaşamak zorunda olduğumuz ama bir türlü uyuşamadığımız kadın modelleri, vs gibi konularda konuşurken gayet iyiydik. Güldük, birbirimize göz kıptık, filan. Bir ara o anlatırken benim dikkatim dağıldı, sıkılır gibi oldum, neticede bir zamanlar biraraya gelmemize sebep olanların bazılarıydı bunlar. Yeni bir şeyler anlatmasını bekledim, bir de eskisine göre daha ılımlı buldum. O sevdiğim fütursuzluğun, kim ne der umursamazlığının azalmış olduğunu, üstüne bir endişe halinin geldiğini gördüm. Kim bilir bende neler değişmişti? Geçmişteki soğukluğa sebep olan şeylerin her ikimiz de farkındaydık açıkçası ben çok bekledim konuşabilecek miyiz acaba yine diye ama o sadece ayrılmak üzereyken sanki hatrım kalmasın şöyle bir değindi bile diyemem, ancak kenarından geçti.

Elbette karşılaşmamıza sevindim ama dürüst davranayım bir daha görüşmek için fazla çaba sarfetmeyebilirim. Aynısı onun için de geçerli olabilir, okur olarak o da benden muhtemelen çok hazzetmeyebilir. Yine de belli olmaz, dünya hali bu. Kim bilir daha neler yaşayacak, neler okuyacağız…

Öyle yani…

 

 

Reklamlar