Etiketler

, , ,


denizadamı

Son zamanlarda bu ülkede çocuk olmak, çocuk olarak yaşamı devam ettirmek oldukça güçleşti. Bir gün bir çocuk kaybolmasa öteki gün başkasının cesedi bulunuyor. Çocukların etrafında hasta ruhlu insanlar dolaşıyor ve en önemlisi bu çocuklar korunmasız bırakılıyorlar. Sonra bu durumdan sorumluluk hissetmesi gereken kişi çıkıyor ve diyor ki, “Çocuklara çığlık atmasını öğretin.”

Denizadamı, iki çocuğun sessiz çığlığına dair İsveç’ten bir öykü. İsveç ki, nüfusu yaşlandığı için herbir çocuğa başka ülkelerdekine göre misli ihtimam gösterilen bir ülke. Coğrafya fark etmiyor işte, çocuk yine suistimal ediliyor, çocuk yine şiddete maruz kalıyor.

Kahramanlarımızdan Nella açılışta kendisinden iki yaş küçük kardeşi Robert’e kendi hikayelerini anlatırken şöyle diyor:

“Bir başlangıç var ve bir son. Ve düzelmeden önce her şey çok kötüleşmeli. Bütün öyküler böyle. Sanki öyküler istiyor bunu, yok olmadan önce acının artması doğanın bir marifeti sanki. Ama bir gün işte. Bir gün bir şey olacak ve bütün öyküyü değiştirecek, yeni, daha güzel bir şeye dönüştürecek öyküyü. Bir gün bir şey, zamandan ve mekandan çekip alacak onları, 1983’ün sonbaharından, Falkenberg’in dışında küçük bir yerleşim yeri Skogstrop’tan bir şey durduracak öyküyü, son bulacak birden, çekip alacak onları oradan, böylece yeni bir öykü başlayacak.”

Nella ve Robert’in talihsizlikleri anne ve babaları ile başlıyor. Babaları hapiste bir suçlu, yanlarındaki anneleri ise iflah olmaz bir alkoliktir. Robert bir takım sağlık ve buna bağlı öğrenme sorunları olan bir çocuktur. On beş yaşındaki Nella’nın olağan hayatta her şeye katlanmasının tüm nedeni Robert’tir. Bir gün şahit olduğu bir olay yüzünden Nella’nın başı okulun bela çetesi ile derde girer. Adeta çırpındıkça biraz daha bataklığa gömülür ve bu sırada yaptığı şey adeta başı çamurun içindeyken bile kollarını havaya kaldırarak Robert’i kurtarmaktır.

Okulda zorbalık aşina olduğumuz ama genelde görmezden gelinen ancak sonuçları çok ciddi olabilecek bir olgudur. Böyle bir durumda kritik olan çocuğun ailesi ile olan açık diyaloğudur. Zira çocuk konuyu direkt okul yönetimine kendisi taşıyacak olsa koşullar kendisi için kolaylaşmaz, maruz kaldığı zorbalığın şiddeti muhtemelen artar. Oysa ki, ailenin müdahil olması çocuk için birçok şeyi halledecektir.

Nella ve Robert ebeveynleri tarafından ihmal edilişlerinin bir şekilde üstesinden gelmişlerdir ancak okulda karşılaştıkları zorbalıkla tek başlarına mücadele etmekte zorlanırlar. Zorbalığın başka çocukların değil de onların üzerinde odaklanmasının nedeni de aslında savunmasız olmalarıdır.

Nella’nın başta kardeşine dediği gibi birden bir şey olur ve öykü sonlanır.

Carl – Johan Vallgren yeni keşfettiğim bir yazar. Halbuki dilimize daha önce başka bir romanı, Bir Garip Aşk Öyküsü adı ile çevrilmiş.

Denizadamı için öncelikle çevirisinin, İsveççe’den olduğu için olsa gerek, oldukça iyi olduğunu hemen hemen hiç aksamadığını söylemeliyim.

Yukarıda anlattığım kadarıyla konu öyle çok iç açıcı değil ancak işte tam da burada yazarın mahareti kendini gösteriyor, kitap ilk sayfalarından itibaren sarıp sarmalıyor, okuru içine alıyor ve deyim yerindeyse “bir solukta” bitiyor.

 Hikayenin içinde adım adım Nella’nın gözünde ilerlerken umut hiç kaybolmuyor ve hatta okurun baş kötülerden biri olan babadan bile medet ummasını sağlıyor. Anneye kızmakla birlikte bir acıma duygusu beraberinde geliyor. Hep aç olan, bazı günler sadece orada yemek olduğu için okula giden Robert’i alıp eve getirip bir güzel doyurmak geliyor insanın içinden. Nella’nın mecburen yaptığı, suç maharetindeki davranışlara bile isteye göz yumuluyor, yargılamaya dair en ufak bir ifade geçmiyor akıldan. Kurgunun temel unsurlarından biri olan fantastik öge bile işlevselliğinden ötürü bu kadar gerçekçi bir anlatıda absürd durmuyor.

 Öykü son bulduğunda şöyle düşünüyordum: “Kapı’dan Emerenc’in yanında Denizadamı’ndan Nella unutulmaz roman kahramanlarından biri olarak benim için yerini aldı.”

Darısı ülkemin çocuklarının başına… roman kahramanı olmalarını demiyorum elbette, sadece mutlu, sağlıklı ve  huzurlu bir yaşam sürebilsinler yeter…

Öyle yani…

Reklamlar