Etiketler

, , ,


 

wpid-20140507_131932.jpg

Aslında bu bir tür bloglar arası, bir yazar ve kitabı üzerinden bir selamlaşma yazısıdır. Yazı doğası itibari ile her zamankinden muhtemelen farklı olacaktır ama onu ilginç kılan bence daha çok söz konusu yazar ve kitaptır.

Geçtiğimiz günlerde sevgili Mindmills, kitapları nasıl kitaplarla aldattığına dair bir yazı yazmıştı ve o yazıya Alejandro Zambra’dan bir alıntı ile başlamıştı: “Okumak yüzünü kapamaktır. Yazmaksa yüzünü göstermek”

Sıkça burada kendi kendime tartışıyorum, biliyorsun okur ve hep aynı sonuca varıyorum. Okumak hep daha güzel, hep daha keyifli ve bunun sebebi de bu cümlede yatıyor. Okumak içe dönük bir eylem yazmak ise kapıları açmak, başkalarının bir çeşit içine buyur etmek.

Bu aralar ben de pek huyum olmayanı yapıyor ve okuduğum kitapları başkaları ile aldatıyorum. Eskiden üç beş beraber okuyanların bunu nasıl yaptıklarını anlayamazdım ama evet, oluyormuş işte. Şu sıralar süreğen şekilde Kitap İçin-2 yi okuyorum. Çantamda hep o var. Kültürün birçok alanına dair kıssalar, alıntılar, aforizmalar (ki, hiç hazzetmem hatta içimi bulandırır) ve şiirler.

Ben şiiri hiç bilemem mesela. İlk yazmaya başladığım yeni yetmelik yıllarımda birkaç kere yazmayı denemiştim ama sonra ne oldu hatırlamıyorum bile. Mesela Kitap İçin-2 yi okudukça Küçük İskender, Birhan Keskin şiirlerini giderek daha bir merak ediyorum. Bu kitapla hiç duymadığım yazarlar öğrendim. Bunlardan biri Roberto Bolano. Yıllardır oku oku ve Roberto Bolano’yu duymamış ol, tüh yazık bana. Hemen adı geçen Vahşi Hafiyeler’i ve 2666’yı edindim. Lakin işte Vahşi Haifyeler’i Alejandro Zambra’nın Bonzai’si ile aldattım, çünkü Vahşi Hafiyeler 600 küsur sayfa, vallahi yakında elimde kitap çantasıyla okul çocukları gibi dolaşacağım galiba.

Benim niyetim alıntının yapıldığı Eve Dönmenin Yolları’nı okumaktı çünkü aynı günlerde bu alıntıyla bambaşka yerlerde rastlaşınca bir işaret olabileceğini düşündüm ama kitapçıda onu bulamadım ve ben de Bonzai’yi aldım.

Bonzai, tür olarak ne kadar romandır, ne kadar novella bilemedim. Roman yerine ben açıkçası onu novella olarak kabul ediyorum. Bu aralar peşpeşe novellalar denk geliyor ve okur olarak uzak olduğum bu türe karşı giderek daha fazla sempati besliyorum.

Hikaye bana Jack Kerouac’ın Yeraltı Sakinleri’ni hatırlatır bir şekilde açıldı. Yirmilerine henüz adım atmamış iki genç insan, Emilia ve Julio’nun 1980 lerde başlayıp kısa süren, içinden kitapların, roman kahramanlarının geçtiği ve yine bir öykünün bitimine sebep olduğu aşkı ile başlıyor. En başta bu ikili daha henüz var olmadan ayrılacakları ve hatta Emilia’nın öleceği, Julio’nun yaşama devam edeceği okura direkt söyleniyor. O yüzden bundan sonra her şeyin çok olağan, çok sıradan ve hayata dair olacağı bildirilmiş oluyor.

Emilia ile Julio ayrılıyorlar, Emilia İspanya’ya gidiyor, Julio bir dönem beş parasız kalıyor ve kitaplarını satarak geçimini sağlıyor, vs…

Günlerdir bu kitabı nasıl tanımlarım diye düşünüp duruyordum. Düşüncelerimin yoğunlaştığı anlardan birinde bulaşık yıkıyordum, diğerinde arabadan inmiş markete doğru yürüyordum ama nafile bir türlü bulamamıştım ama az önce buldum işte!

Bu novella beş ayrı bölümden oluşuyor. Zambra sanki bir ilkbahar gününde, yeni çiçeklenmiş bir kiraz ağacı altında elinde bir kap tutuyor, hani şu içinde deterjanlı su olanlardan ve benim çocukluğumdaki gibi mandalı bu suya batırıyor, çıkarıyor ve usulca güneşe doğru üflüyor. Köpük balon mandaldan ayrılıp yukarıya doğru salına salına çıkarken mandal bir kere daha suya batıp çıkıyor ve bir balon, bir balon daha… Son sayfayı kapattıktan sonra kafamı kaldırıp bakıyorum beş balon birleşmişler ve artık yükselmiyorlar. Arkada güneş, öyle havada asılı kalmışlar ve kenarlarına güneş değdikçe pırıl pırıl parlıyorlar…

Öyle yani…

 

 

 

Reklamlar