Etiketler

, ,


image

Galiba raflarda yerini aldığı günden önce bu kitaptan haberdardım. Okumakta neden geciktiğimin cevabı yok ya da aslında var, tereddüt.

Türkçe yazan, sevdiğim yazar sayısı sınırlı. Birçoğu kendi bitmemiş iç hesaplaşmalarını önümüze anlatı diye koyuyor ve benim buna gerçekten tahammülüm yok, yani benim günlük yaşantımın yükü, oluru olmazı, yapmak istediklerim ve yapamadığım onca şey bana zaten yetiyor, ay bir de bambaşka birinin bıdırdanmasını neden durduk yere dinleyeyim, okuyayım?

Melisa Kesmez’i kitap yazılarından tanıyorum. İlk öyküsünü Gezi sonrasında okumuştum, ki kitapta bu öykü “O yaz” adıyla yer alıyor. Bu öyküyü bilgisayar ekranından ilk okuduğumda hissettiklerim aylar sonra kitap sayfalarında okuduğumda hissettiklerimle benzerdi, son zamanlarda okuduğum iyi öykülerden biriydi. Bir kısa öykü nasıl olması gerekiyorsa öyleydi. Nesnelliği ama içine sızan duyguları, arka plandaki olayları yansıtması ve bizi bir bütüne dönüştüren alt unsurları aktarışıyla okur olarak beni doyurmuştu.

Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz’de 24 bölüm var. Bölüm, diyorum çünkü hepsi öykü değil. Bunların bir kısmı her ne kadar farklı karakterler olsa da tek birinin başından geçmişlerin aktarılması gibi. Hatta öyle ki bir ara o genç kadının artık onması imkansız ikili ilişkilerini okumaktan çok sıkıldığımı söyleyebilirim. İstanbul’un beyaz yakalı, hayatının bir döneminde dışarıya oksijen almak için bile çıkmaksızın plazalar içinde yaşayan, bunun anormalliğini sorgulamaktan kaçmış bireyinin bir anda Ferrari’sini Satan Bilge’ye dönüşerek gittiği Sakin Göllerin Kuğusuyduk ile bu hayatını olduramamış insan anlatısı başlıyor. Sonrasında gelen Şubat ise takip eden, havada kalacak öykücüklerinin bir habercisi ve okur, yazarın neden böyle bir öykücük yazma ihtiyacı duyduğunu ister istemez merak ediyor. Bir dost öykücüğü illa ki, birilerine dokunmuştur diye düşünüyorum. İlk gençlik yıllarında en iyi anlaştığı arkadaşını ıskalayıp bilinmezlere yelken açıp hüsran uğrayanlar mutlaka olmuştur. Karpuz dilimleri, Şiirsiz, Bozkır, İyiyiz, Girlfriend in coma, Sirk, Ada, Karton Koliler, Yeni Yıl, Sevgili Müslüm Baba o bahsettiğim hayatı olduramamışlardan birer öykü.

Kitabın sonu olmasa, Düğün’de kaldırır atardım bir tarafa. Böyle bir öyküyü okumak benim için gerçekten zaman kaybıydı. Sonrasında Ceyda’nın dizleri ve Kırıldık ile ilgili yorum yapmayacağım.

Sarı elmalar ise beni bir satırı ile yüreğimden vurdu. Orada baba kızına, elma kabuğu için “… tek seferde soyarsan sevdiğine kavuşurmuşsun,” diyordu ya… işte tam orası. Babam da benzer bir şey söylerdi, “tek seferde soyabiliyorsan babanı gerçekten çok seviyorsundur.” Oldu yaşım 40, çocuklara elma soyarken kabuk koptuğunda, her seferinde yüreğim öyle olmadığını bilse de cız eder. Her seferinde bütünden soymayacağım bir dahakine derim, dörde böldükten sonra soyacağım ama bir kere daha şansımı denemek isterim ve ben sarı elma hiç sevmem.

Benim için altın vuruş, Anneannemin takma dişleri’ydi. Blog beni bilir, anneannemin mutfağında benim hamurum yoğrulmuştur.

O yaz, Arif, Halam… sırf bu üçü için bile okumalı bu kitabı. Diğerleri de birilerinin mutlaka hoşuna gidecektir ki, beni çok tırmalamadılar ama hayatta böylelerinin varlığından rahatsız olduğum için çok sevememiş olabilirim.

Sözün özü… Benim gibi ilk kitabını annenannesine adayan Melisa Kesmez’in bundan sonra ne yazacağını merak ediyorum ve şimdiden bekliyorum…

Öyle yani…

Reklamlar