Etiketler

, , ,


karahindibaSinan Sülün’ün Karahindiba’sının yayınlandığı ilk günden beri farkındaydım hatta gelişmelerini yakın takip ettiğimi bile söyleyebilirim. Nedensiz, yine bir şekilde ötelediğim kitaplardan biri olmuştu.

Bugünlerde beni garip merak sardı ve bunda bence Bibliyomanyaklar’ın etkisi büyük. Bibliyomanyaklar’dan önce doğru dürüst Türkçe yazanları okumazken son altı aydaTürk Edebiyatı’ndaki gelişmelere grafiğimiyükselterek dikkat eder oldum. Bibliyomanyaklar’ı kendim için gerçek bir fırsat olarak görmüştüm, böylelikle en azından görev gereği de olsa her ay bir tane Türk yazar okuyacak, kendimde nicedir gördüğüm eksikilği gideremeyecek olsam da en azından bu yönden çabalayacaktım. Aslında benim açımdan büsbütün garipti, kendim de yazmaya uğraşıyordum ama Türkçe yazanları okumaktan da kaçınıyordum.

Karahindiba’nın yayınlandıktan kısa süre sonra 2. baskıyı yaptığını biliyordum. Benim elimdeki 4. baskısı ki, nice kitabın 2. baskıyı göremediği, 1. baskısının depolarda küflendiğini düşünüldüğünde edebiyatın az okunan türü öykü adına bir kere bu gerçekten büyük bir başarıdır.

Karahindiba yazarın ilk kitabı. Künyeye baktığımızda daha öncesinde editörlük geçmişi  yani yazın dünyasına aşina olduğunu ve birçok yazar gibi farklı farklı alanlarda iş tecrübelerinden geçip geldiğini görüyoruz.

Kitap üç öyküden oluşuyor. İlk öykü olan Aralık’ta, annesinin sağlığının kötüleşmesi üzerine annesinin yanında kaldığı ağabeyinin evine gelen, hayatı dağılmış ama bunu çok da toplamak niyetinde olmayan Rıfat’ı okuyoruz. Mavi Pelikan, fantastik niteliği olan, şimdiye kadar yazılmış nice aşk öyküsüne parmak ısırtacak kadar güzel, okurken insanın içini paralayan bir aşk öyküsü. Karahindiba ise benim için başlı başına bir fenomen. Oldum olası kişinin karar anlarında zaman çizgisinde kırılmalar olduğunu düşünmüşümdür. Bu öyküde Adnan’ı geçmişindeki olasılıkların sonuçları ile karşılaşabildiği için kıskanmadım değil ama hep elimde var olanın eniyisi olduğuna inanmayı tercih ediyorum. 

Sinan Sülün’ün öykülerini sevdim. Dağılıp saçılmayan, sözcük sözcük kendini inşa eden öyküler bunlar. Bir başları ve sonları, dahası hepsinden önemlisi öyküyü başından sonuna sırtlanabilen ana karakterleri var. Gereksiz hiçbir ayrıntı yok. Yan karakterlerin hepsi akışa dahil olduklarında bir şeyler katıyorlar. Anlatımlar, dialoglar orantılı, ağızdan çıkan hiçbir kelime boşluğa düşmüyor. Üç öyküdeki karakterler, Rıfat, Numan ve Adnan her gün bizimle yaşayan, aynı otobüse bindiğimiz, aynı işe yerinde çalıştığımız, belki de akrabalarımızdan biri olan insanlar ve sonuçta bu öyküler fantastik özellikler taşısalar da gayet hepimizin başına gelebilecek türden. Bu yönüyle de farklılaşıyorlar, garip oldukları kadar sahiciler.

Biraz geç tanıştık ama bundan sonrasında takip edeceğim, ne yazacak diye meraklanacağım, yazdıkları kitap cismini aldığında da ilk okuyacaklardan biri olacağım bir yazar edindim.

Öyle yani…

 

 

Reklamlar