Etiketler

, , , , ,


image

Antoni Casas Ros ile geçen yıl karşılaştım. Kitap rafında Almodovar teoremi gözüme çarptı. Almodovar filmlerini severek izlediğim bir yönetmendi ve adının bir matematik teoremi ile anılması ilgi çekici geldi.

Almodovar Teroemi’ni neredeyse bir çırpıda okudum ama tam da benim yazıdan uzaklaşma dönemimin başına denk geldi ve buraya kitapla ilgili hiçbir şey yazmadım.

Halbuki, Almodovar Teoremi’ni sevmiştim. Garip, imgeyi zorlayıcı bir kitaptı. Anlatının başkahramanı bir gece vakti yola çıkan bir geyik yüzünden kaza geçiriyor, aynı arabada kendisi ile birlikte olan kız arkadaşı ölüyor ve Antoni de paramparça bir yüzle hayatta kalıyordu. Sonrası bir inzivaydı. Antoni’nin  hayatına Lisa’nın girmesi ile inziva kısmen de olsa bölünüyor ve Antoni, Lisa’nın kendisi için hazırladığı bir maske ile geceleri sokaklara çıkabiliyordu.

Antoni, tüm bu süreç içinde Almodovar’ın hikayesini film yaptığını hayal ediyor, bir yandan da Almodovar’ın film senaryosu yavaş yavaş kelimelere dökülüyordu.

Antoni Casas Ros, gizemli bi yazar. Şimdiye kadar ortaya çıkmayı tercih etmemiş ve yukarıdakinin aynı zamanda kendi hikayesi olduğu öne sürülüyor. Neticede gizemli bir yazarla karşı karşıyayız. Kendini ortalara atmak, kitabını kendi kendine tartışmak ya da okur görüşlerine karşı görüş bildirmek gibi bir derdi yok gibi. Yazıyor ve muhtemelen yayıncısına dosya ulaştıktan sonra onunla bağını kesebiliyor. Bende  bıraktığı izlenim bu.

İkinci Kitap Son Devrimin Güncesi idi. Bu kitapta hikayeyi ilginç kılan yerleşik ve her gün biraz daha anti demokratikleşen sisteme karşı gençlerin hatta aslında ergenlerin verdiği tepki çok kışkırtıcı geldi. Ergenler toplu şekilde, kim olduğu bilinmeyen, kadın olduğu tahmin edilen “V” lakaplı bir liderden aldıkları ilhamla yüksek binaların tepesinden kendilerini boşluğa bırakıyorlardı. Kitabın önemli ögelerinden biri bir nevi serbest ve özgün gazetecilik girişimi olan Günlük Yazıcıları idi. Bu iki unsura, Ros’un kahramanlarını soktuğu fantastik, bol uyuşturucu madde kafası eklendiğinde anlatı bir tür çadırla çepeçevre sarılıyor ve okur için oldukça zorlu bir okuma ortaya çıkıyordu.

Ros’un en kolay okunan kitabı Enigma olabilir. Enigma’da anlatı dört karakter üzerine kurulu. Beceriksizlik veya tembel olduğu için kahramanlarını öldüren ya da onları belirsizlik içinde bırakan  yazarlara öfkeli öfkeli edebiyat profesörü Joaquim, Joaquim’e hayran öğrencisi Zoe, kendini sessizliğe mahkûm etmiş Japon güzeli Naoki ve Naoki’nin kafelerde izini süren, şiirlerinin bir gün yayınlanacağını uman, yaşamını kiralık katil olarak kazandığı parayla sürdüren Ricardo.

image

Enigma’da bu dörtlünün yolları kesişiyor. Sadece ortak edebiyat zevklerini değil cinselliklerinin de uç noktalarını birlikte keşfediyorlar. Zoe aslında bu dörtlüyü birleştiren temel direk işlevi görüyor, diğer üçünün önce Naoki, sonra Joaquim en sonunda da Ricardo’nun kabuklarından çıkmasını sağlıyor. Ricardo’nun da anlatıya girmesi ile dörtlünün yaşamı hem bir ritme kavuşuyor hem de birbirlerine olan duyguları ve istekleri yüzünden karmaşık bir hâl alıyor.

Dünyayı biraz da edebiyat üzerinden yaşayan Joaquim’in genel olarak sert tavrı Barceloneta’da bir kitapçı açmaya karar vermesi ile kırılmaya başlıyor.Joaquim, hayatına önce Zoe sonra da Naoki ve Ricardo’nun girişi ile içinde bambaşka biri olduğunu keşfediyor. Hele ki, bu ekiple hep hayâlini kurduğu şekilde sonlarını beğenmediği romanların sonlarını değiştirerek İspanya edebiyat dünyasında infial yaratmasıyla keyfi iyice yerine geliyor.

Fantastik ögelerle gerçeğin iyi kurgularla birleştirildiği romanların yazarı Antoni Casas Ros’u okumak her üç kitapta da benim için keyifliydi .Özellikle Enigma’da mekan olarak seçilen Barceloneta’nın yaz günlerindeki enerjisinin yansımasını,  okurun romanlara dahil oluşu ve hatta roman kahramanı olmanın yüceltilişini çok sevdim.

Halbuki, “Bütün vasat yazarlar gibi, başkalarının romanları beni asla tatmin etmez” saptaması benim için de büyük ihtimalle geçerli.

Bir de şair yerine şiir olmak konusu var ki, üstüne düşünmeye değer. Benim tercihim elbette şiir olmak olurdu.

Öyle yani…

 

Reklamlar