Bir süredir mesleğin geleceğini daha sık düşünüyorum. Bunun sebebi muhtemelen profesyonel iş hayatında kaçınılmaz olarak yaptığım alan değişikliğidir. Neticede farklı tıp disiplinleriyle tanı konması güç bir hastalık alanında çalışır oldum. Şöyle ki, eskiden yine ilaç sektöründe daha çok ürün, ilgi alanımdaki ilaç hakkında bilgileri meslektaşlarımla konuşurken şimdilerde sadece hastalıktan bahsediyorum. Hastalığın ismi şimdi burada lazım değil, şu kadarını söyleyeyim; kalıtımsal bir hastalık, belirtileri doğuştan itibaren başlıyor, hastalar yaklaşık 19 yıl geç tanı alıyor, bu arada en az 8 kere farklı branşlarda doktora başvuruyor ve maalesef 35 li yaşlarda tanı konmuş olduğunda hastalarda artık geri dönüşümsüz nörolojik hasar almış başını gidiyor.

Bunun gibi birçok hastalık var. En bilindik hastalıklarda bile bazen hastalar gereksiz yere zaman kaybediyor. Bu zamanda olmaz diyeceksiniz ama oluyor. Çünkü sistem taşıyabileceğinden fazla yüklü.

Eğer bir gün bizim ülkemizde de sağlık siyasetçiler için direkt oy kaynağı olmaktan çıkarsa bu sorun belki çözümlenebilir. Bugün derdim, ne yazık ki ya da ne mutlu ki ülkenin sağlık sistemi değil.

Sizi hayallerime, belki de bunların bir kısmı gerçekleşmiştir ve henüz haberim bile yoktur, o zaman gerçekten bunu bilmekten memnun olurum, eşlik etmeye çağırıyorum.

Kısa yoldan gideceğim, desem de bakmayın o da öyle kısa olmayacaktır. ABD de 1991 de meme kanseri yüzünden ölüm 100.000 de 27 imiş. Avrupa’da 2012 yılında mem kanseri nedeniyle ölen kadın sayısı yaklaşık 143.000.  direkt bir karşılaştırma yapmak mümkün olmasa da meme sebebiyle ölenlerin sayısında azalma olduğunu anlamak çok zor değil. Elimizdeki verilere göre son 25 yılda meme kanserinden ölüm %40 azalmış. Gerçekten büyük rakamlar bunlar. Bu başarının arkasında yatan, toplumda farkındalığın artması, teknolojinin ilerlemesi ile mammografi ve ultrasanografik incelemenin rutin taramaya girmesi ve elbette hekimlerin bu yöntemlere adapte olabilme gücüdür.

Bugün bu yazı için yeni teknolojileri irdelerken kendi kafamda oluşmakta olan senaryoların bizden çok da uzak gelecekte olmadığını gördüm.

Bir süredir evdekilerin beyninde vızıltı gibiyim. Sağlık sistemi 10 yıl sonra böyle olmayacak diye anlatıp duruyorum. Hatta Beyin Cerrahı olan BB yi fikren taciz ediyorum, robotlar yapacak ameliyatı diyorum, minmazl insizyon, anestezi, cerrah robot, hemşire robot hepsi senkronize… çok az risk ve komplikasyon. Tabi, dinliyorlar beni çaresiz. Araya bazen “Black Mirror” vari hikayeler de sokuyorum, belki de ondan.

Değerli meslektaşlarım, romantik dünyanızı yıkmak istemem ama çok yakın zamanda meslek tamamıyla çehre değiştirecek, ben söyleyeyim şimdiden. Benim jenerasyonumu bunun dışında tutuyorum, zira onlar birazdan söyleyeceklerim gerçekleştiğinde ya o “Ege kasabasında bahçeli evde salatalık yetiştirme” hayalini gerçekleştirmiş olacaklar ya da mecburen mesleği bırakacaklar. Asıl önemli olan yetişmekte olan yeni hekimlerin bundan 10 yıl sonrasının ihtiyaçlarını karşılayacak, var olacak teknikleri kullanabilecek donanımlara sahip olacak şekilde yetiştirmektir.

Bizim meslekte, en azından benim branşım nörolojide, “ayrıcı tanı” işin belkemiğidir. Hekim hastayı dinler, muayene eder, belirti ve bulguları kafasında biraraya getirir ve hastanın teşhisi ile ilgili kafasında olası bir liste oluşur. Bu listeyi elemek için de bir takım laboratuvar, görüntüleme, tanısal tetkkiler yapar. Sonrasında da bunların sonuçlarını önüne koyar, yorumlar ve hastalığın adı konur. Burada bir nefes.

Çok basite indirgiyorum. Hastanın şikayetlerinden anlaşılan 3 belirti ve doktorun muayenesinden de 3 bulgu var. Hekimin kafasındaki listede bu 5 maddelik listeye karşılık geliyor, halbuki kitabi bilgide 10 (rakamlar tamamen farazi). Eeee…? ne olacak o diğer 5 hastalık olasılığı?

Diyelim 5 lik liste için 3 tane ve 10 luk liste için  5 tanısal tetkik yapılmalı. Neticede sadece 2 tane tetkik atlandı.  Çok matematiksel düşünme yeteneğim yoktur ama ne derler; 5in 3 lü kombinasyonu mu? Yok olamaz, böyle çok zor. Sanki biz aklın sınırlarında kalsak daha mı iyi?!?

Benim cevabım çok net: Hayır. Bu noktada semptomatoljiyi iyi bilen, hastasını muayene ettiğinde bulguları saptayabilen ve teknolojiyi iyi kullanan bir hekimin kesinlikle hastasına çok daha fazla faydası olacağını düşünüyorum.

Hayal ediyorum, bir sistem var ve ben hastanın 3 semptom ve 3 bulgusunu girdiğimde bana 10 maddelik listeyi ve istenecek tanısal tetkikleri döküyor önüme. Ben olsam her bir maddenin içeriğine bakarım, hangisi benim hastama ne kadar uyuyor diye ve sonra belki bu 10 maddelik listeyi 3 e indirir ve 8 maddelik tanısal tetkik de otomatik olarak 4’e iner. Hem ben, hem hasta zamandan kazanır ve gereksiz tetkikler yapılmaz.

Bilginin her gün logaritmik arttığı bir zamanda bu mesleği temelde 100 yıl öncesinin prensiplerine sımsıkı bağlanarak devam ettirmek doğru değil, hatta yanış kararlar vermek açısından ürkütücü.

Hasta başağarısı için doktordan randevu mu alacak, bi zahmet bu çağda 5 soruya cevap versin ve ona göre aile hekimi mi muayene etmeli yoksa nöroloji uzmanı mı karar vermek buna zor değil. Böylece hekimler üerindeki iş yükü de normal, olması gerektiği şekilde dağıtılmış olur.

Ben her şeyden önce koruyucu hekimlikten yanayım. Yakın zamanda da ister beğenin, ister beğenmeyin günü kurtaran popülist sağlık politikaları çökecek ve yerini yakın gelecekte koruyucu hekimliği baz alan sigorta sistemleri alacak.

Burayı nasıl anlatacağım, umarım becerebilirim. Zira sigorta işinde yönetici pozisyonunda bir arkadaşıma anlattım, onun kafasını bile karıştırmayı başardım.

Hepimiz biliyoruz, özel sağlık sigortası kronik hastalıkları kapsam dışı bırakıyor. Belki de 3 sene sonra sigorta poliçemizle birlikte bize bir bileklik verilecek, temel değerlerimiz için takip edileceğiz. Bilekliği 24 saatten uzun süre takmamak sigortanın iptali için iki taraflı ön kabul edilmiş şart olacak. Mesela poliçe yenileme süreme daha 10 ay varken bende kan şekerimde düzensizlik tespit edilecek ve ben tetkiklerim yapıldıktan sonra +1 ayda diyabet tanısı aldığımda sonraki 9 ayda kapsam dışı kalacağım. Ama hasta olarak gerekenleri yapacağımı, diyet, egzersiz, tedavi uyumu, vs… vaat eder ve uygularsam sigortam aynı şekilde devam eder. Aslında yaygın olmasa da dünyada böyle  uygulamalar var, egzersiz, kalori dengesi, vs monitorizasyonu ile prim indirimleri alınabiliyor. (Sigorta şirketleri ile şahsi ve aile sağlık sigortam hariç hiçbir çıkar ilişkim yoktur).

Öbür senaryo, genel sağlık sigortası olsun. Diyabet kan şeker düzeyi düzensizlikleri saptandığında belki de düzgün diyet ve egzersiz ile bir süre gayet idare edilebilir. Ama teşhis bir şekilde 5 yıl sonra konduğunda böbrek, göz, damarlar  vs.. farklı organlarda tahribat başlamış olur ve tabii ki de hastanın sisteme maliyeti de katlanır. Eğer devlet tüm bu maliyetleri karşılayansa o da bunun önüne geçmek için ;eğer kişi düzenli takip ediliyorsagerekli önlemleri alır, tabii popülist sağlık politikaları peşinde değilse.

Laf çok uzadı. Daha size acilde hastayı karşılayan robotları, onlara saldıran yurdum insanını, normalde doktora saldırsa ceza almayacağını ama robot zarar görünce hapsi botlayacağını filan anlatacaktım. Hepsi benim tahayyülüm, varsayımım… daha fazlsaı değil elbette…

Tüm meslektaşlarımın Tıp Bayramı’nı kutlarım (keşke Cüneyt Arkın’ın başrolünde olduğu Türk filmi misali Tıp Balomuz olsaydı, TTB düzenleseydi, biz de tuvalet, frak gidip vals yapsaydık, en azından yapmaya çalışırken yapamayışımızla gülüp eğlenseydik).

Genel tıp nosyonunun sadece bir konuda bilmekten daha önemli olduğunu öğreten sayın Vahe Aliksanyan’ı saygı ile anarım. Zira kendisinin öğrettiklerine, “Propedötik”te yazanlara bundan sonra daha fazla ihtiyacımız olacak.

Öyle yani…

https://www.europadonna.org/breast-cancer-facs/

https://www.cdc.gov/mmwr/preview/mmwrhtml/00026281.htm

http://www.breastcancer.org/research-news/2017-stats-show-survival-rates-improving

 

 

 

 

ml

 

Reklamlar