Etiketler

, , , , ,


Çocukken bir yaz tatilinde gittiğim Kur’an kursu dışında teoloji hiç ilgi alanıma girmedi. Zaten o bir ay kadar süren maceranın teoloji ile çok da bir alakası olduğu söylenemez.

O yaz, Kur’an kursuna gitmek için babama karşı verdiğim mücadeleyi düşününce durum oldukça ironik görünüyor. Benim Kur’an kursuna gitmek istememin temel sebebi benim dışımda herkes gittiği için o saatlerde mahallede oynayacak arkadaş bulamamamdı. Hele ki, arkadaşlarımın dönüşte Roma Dondurmacısı’na uğrayarak geldiğini öğrendiğimde kahrolmuştum. Bir şekilde annemle babamı ikna etmeyi başardık. Annemin bu çabada, “ölünce arkamızdan bir Yasin okuyanımız olsun” söylemi ne kadar etkili oldu bilemem. Babamın tek bir şartı vardı, giderken ve gelirken yolda başımı kapamayacaktım, camiye girişte başımı örtecektim.

Kur’an kursuna kaç hafta gittiğimi hatırlamıyorum. Tek hatırladığım, tam da Kur’an okumayı öğrenmişken, hocanın bir davranışına gıcık olduğum için bırakmıştım. Büyük ihtimalle hava iyice ısınmıştı ve aslında camiden eve olan yol, özellikle okulun önünden geçen yokuşu öğle sıcağında çıkmak çekilmez olmaya başlamıştı.

İslamiyete çok ilgim olmadığı gibi başka hiçbir dine de ilgi duymadım. Ailevi gelenekler, okuldaki eğitimden ötürü en iyi bilgi birikimim İslamiyete dairdir. Ritüelleri, gerekleri tastamam bilirim ama şimdi burada bunları ortaya sermenin sırası olmadığı için kitapla ilgili görüşlerime geçiyorum.

“Yahuda’ya göre İncil”i okumaya beni iten başlıca iki sebep vardı. İlki elbette Amos Oz’du. Yıllar evvel okuduğum Aşk ve Karanlık hâlâ büyük ölçüde aklımdadır. O küçük çocuğun sancılı büyüme süreci, İsrail devletinin kuruluş aşamaları, Yahudilerin gündelik yaşantılarına dair ayrıntılar, vs. İkincisi ise, konunun ana hatlarıydı. Arka kapakta yazanlar bende hemen “Büyük Umutlar (BU) – Charles Dickens”ı çağrıştırdı. Belki biraz da Finn ve Estella’yla yeniden karşılaşma umuduyla kitaba başladım.

 

 

Temel izlek benzer olsa da bazı önemli noktalarda farklılıklar var. Mesela ev, BU’daki gibi görkemli değilse de onun kadar köhne. Yaşlı bir kadının yerine Gerşom Vald var, kendisi yaşlı, emekli bir tarih öğretmeni. Evin ikinci yaşayanı Gerşom Vald’in kırklı yaşlardaki dul gelini Atalia ve üçüncü karakter ise protagonistimiz, Şamuel Aş ki, çekicilik konsunda Finn’den fersah fersah uzak bir master öğrencisi. Şamuel’in evde olma sebebi Gerşom Vald’e belirli saatlerde eşlik etmesi, Finn’in Estaella’ya arkadaşlık etmesi gibi Atalia’yla olan ilişkisi başlangıçta planlanmış bir şey değil. Bu üç karakter haricinde anlatıda en az onlar kadar payı olan iki hayalet karakter var. Biri Atalia’nın kocası, Gerşom Vald’in oğlu Mikha ve Atalia’nın babası Şetaliel Abravanel.

Hikaye kış aylarında Kudüs’te geçiyor. Dış mekanlarda bahsi zaman zaman geçen yağmur, rüzgâr, gece ayazı, sokak lambaları her ne kadar dekordan sayılmalıysa da sanki onlar akışın birer izleyicisi hissi uyandırıyor. Anlatının sinema tadı güzel. Filmi yapılacak olsa, çok yüksek bütçe gerektirmez, az çekim planı, dekor ve kostümle halledilebilir.

Ana izleğin ardında iki alt metin var. Biri İsa’nın çarmıha gerilişi ve Hristiyanlığın doğuşu Şamuel’in yarım bıraktığı tezi aracılığı ile olağandan farklı şekilde ele alınırken diğer alt metinde ise  İsrail devleti’in kuruluşunun haklılığı ve bu uğurda mücadele verilirken kaybedilenler, Atalia’nın babası Şetaliel’in görüşleri üzerinden daha çok Gerşom ve Atalia tarafından anlatılıyor. Her iki  alt metin, Yahudiler için çok önemli iki konuyu madalyonun diğer tarafını çevirerek, var olan ve kabul görmüş anlatımlara ciddi bir karşı duruşla ele alıyor.

Şamuel’in bazı okurlar tarafından sevilmemesi çok olası göründü bana. Zamansal varlığı düşünüldüğünde, 1950 ler ortası, aslında Şamuel karakteri genç İsrail devletini temsil ediyor olabilir. Gerşom Vald, Yahudi topluluğunun belleği konumundayken  Atalia soğuk, mesafeli duruşuyla ve zaman zaman Şamuel’e gösterdiği şaşırtıcı ilginin yanısıra genel umursamazlığı , Gerşom’u açıkça suçlamayan ve babası Şetaliel’i savunmayan tavrı ile adeta Birleşmiş Milletler gibi bir tür hakemlik gibi görevini üstleniyor.

“Yahuda’ya Göre İncil” yüksek olan beklentimi fazlasıyla karşıladı. Bir kere daha yanılmadığımı gördüm, Amos Oz büyük bir yazarmış.

Çevirmene değinmeden bitirmeyeyim. Mahir Ünsal Eriş nefis bir iş çıkartmış, eline sağlık. Bir yerde tekleme yok, dipnotlarla açıklamalar yeterli ve gerektiğince.

Öyle yani…

 

 

Reklamlar