Etiketler

, , , , , ,


Bunca zamandır hangi kitap ya da film hakkında yazdıysam elimden geldiğince spoiler vermemeye çalıştım. Bu sefer, en baba spoiler’ı başlığa koydum, farkındayım ama şöyle bir bahanem var, film çıkalı neredeyse 3 yıl oldu, bu saatten sonra vereceğim  spoiler’ın zararı olmaz. Neticede spoilerdaki olayın filmdeki hikayenin neresine düştüğünü söylemedikten sonra bence beklentiyi arttırır ama filmin seyrinden alınacak zevki azaltmaz. Ayrıca, başlıkta yazdığım gibi biz bu filmi sırf o sahne için, tabi bir de Suzan’ın içinden kamyoncu çıkması sahnesi var, defalarca izledik.

Dün akşam da misafirlerimizi yolculadıktan sonra, gece saat 12:30 civarında, ki sohbet sırasında arkadaşlarımıza bu filmden bahsetmiştik, Kem’le azıcık seyredelim,  “tavuklar patlasın… sonra yatarız,” dedik.

En sevdiğim anlatım şekillerinden biri galiba, giriş – gelişme – sonuç kalıbının aksine, gelişme – giriş – sonuç ya da gelişme – sonuç – giriş şeklinde anlatmak. Bir de, daldan dala atlama tekniğini de ayrıca sevdiğimi, belki de favorimin sonuçsuz anlatılar olduğunu da ekleyeyim. Uzun aradan sonra bloga yazıyorum, okurlar unuttuysa aklıma gelmişken hatırlatayım istedim.

Neyse, aslında bugün, bir şekilde bloga gelmemi sağlayan filmin adı “Kelebekler”. Şimdi gidip bir imdb’ye baktım ( ) , madem hakkında malumat vericem, çok sallamasyon olmasın, diye. Anında ilk salladığım ama tutturamadığım bilgi , filmin yapım tarihi oldu, Mart 2018 miş, yani henüz iki yıl olmuş. Ben belki dokuz kere filan seyrettiğim için bana daha uzun zaman önceymiş gibi geldi herhalde. Filmin yönetmeni Tolga Karaçelik, oyuncuları Bartu Küçükçağlayan, Tuğçe Altuğ, Tolga Tekin. Bartu Küçükçağlayan’ı az biraz tanıyoruz ama Tuğçe Altuğ gerçekten de filmin sürpriz adıydı. Tolga Tekin’i de seyretmişiz, en azından favori filmlerimden Mustafa Hakkında Herşey’de de oynamış ama ben hatırlamıyorum.

KELEBEKLER

Kelebekler kısmen bir yol filmi. Çocukken birbirinden trajik bir olay neticesinde ayrılmış üç kardeşin babalarının isteğiyle birlikte köyleri Hasanlar’a gitmelerini anlatıyor. Hemen burada “Hasanlar” isminin seçimi çok başarılı olduğunu söyleyeyim , filmi izlerseniz diyaloglardan anlarsınız.

Ben filmi sinemada kızkardeşler Derya ve Esra ile izlemiştim. Sinemada film seyretmeyi sevmiyorum, birçok nedeni var, en önemlisi birilerini haşır huşur mısır yenmesi, diğeri ise filmin akışkanlığı ağırsa derhal uykumun gelmesi, ama maksat kızkardeşlerle etkinlik olunca sebep önemli değildi ve film hakkında Sundance’de ödül aldığı dışında hiçbi şey bilmeden gitmiştim.

Sonra apple’da satın alınabilir olunca, illa evdekiler de seyretsin istedim ve o günden bugüne aralardan sahne seçip seyretmelerle toplamda dokuz kere filan seyrettim herhalde.

Festival filmlerine karşı bazılarınızda olduğu gibi bazen fazla kastırdıklarına dair benim de önyargım var. Kastırmaktan kastım, sanatsallığın ön plana çıkması ile zaman zaman gerçekten çok sıkıcı filmler yapılabiliyor, bir de bunlar festival ödüllü ise ve eğer seyrederken sıkıldıysam kendimi anlamam gereken  bir şeyi anlamamışım gibi aptal hissetmeme neden oluyorlar(tüm bilmişliğime, ukalalığıma ve yüksek egoma rağmen benim de böyle kötü hissettiğim olabiliyor). Mesela, geçen yılın övgülere boğulan filmi Roma bunlardan biriydi. Fotografik olarak şahane olduğunu kabul ediyorum, bir görsel şölen ama uzunluğuyla hikayenin akışını oranladığımda benim için cidden sıkıcıydı. Kaldı ki, genelde insanların okurken içini bayan tasvirleri ya da doğa betimlemelerini edebiyatta çok severim.

Kelebekler’in galiba dayatmacı olmamasını sevdim. Aslında oldukça klişe bir konuyu anlatıyordu ama anlatımında filmin başından sonuna devam eden mizahi bir yaklaşım vardı. Diğer taraftan bu mizah, komedi filmlerindeki gibi seyirciyi güldürme iddiasından uzaktı. Kendi dilini oluşturmuş bir anlatıyı izlemek hoşuma gitti. Bize çok ait bir konusu vardı ama ahlaki, politik ya da güncel bir mesaj verme kaygısı yoktu. Bak burada, Nuri Bilge Ceylan filmlerinde beni duraksatan şeyin bu olduğunu söylemeliyim. O da bizi anlatıyor ama bizi anlatırken kurduğu dil, zaten bu halkın sevmediğim özelliklerinden bir kere daha rahatsız olmama sebep oluyor. Bizim o tembelliğimiz, yalancı aydın duruşumuz, köylü kurnazlığımız, boşvermişliğimiz, rabbena hepbanacılığımız, vs… “Tamam, NBC’ın da yapmak istediği bu,” diyeceksiniz.

Tam da burada Hasan Ali Toptaş’ın son kitabı Beni Kör Kuyular’daya geçesim geldi ama merak etmeyin, burada bitiriyorum.

Öyle yani…

P.S 1: Yazıyı yazarken “Yol Filmleri” derlemesi gibi bir şey var mıdır, diye düşündüm. Tabi, arkasından da “Yol Romanları”. Son okuduğum güzel kitaplardan biri bir yol hikayesi olan Kayıp Çocuk Arşivi’ydi.

İnternette yol filmleri için bulduğum bu liste ( ) güzel göründü gözüme, çünkü yine favori filmlerimden biri olan “Miss Little Sunshine” 3  numarada yer alıyor.

Bu listede “Yolda – Jack Kerouac” gibi edebiyat uyarlamaları da var.

P.S 2: Tavukların patlamasını bekleyemedik, yattık ve uyuduk. Saat 2 ye geliyordu, öncesinde sohbet sırasında çok içmiştik, BB koltukta sızmıştı filan. Kem’le Suzan’ın kamyoncuya bağlamasını seyrettikten sonra, “hadi uyuyalım,” dedik.