OKUDUKLARIM 2019 – III

Etiketler

, , , , , , , , , , , , ,

Sevgili okur, yine uzun bir ara oldu ama azimliyim listeyi sana fasılalı da olsa yazacağım.

2020 okuma planım geçmiş yıllardan biraz farklı olacak. Şöyle ki, bacağım kırıldığında okurum diye bekletedurduğum hacimli kitapları artık bekletmeyip okumaya karar verdim. Galiba sekiz – on tane 600 sayfa üzeri kitap beni bekliyor. Bu romanlara ek vakit olursa,  ya da paralel olması muhtemel, biraz daha fazla günlük, anı, biyografi okumak istiyorum. Bu durumda önümüzdeki sene liste belki daha doyurucu ama kısa olacak.

Hadi başlayalım.

TARİHİ KIRINTILAR – Barış Bıçakçı

Uzun zamandır beklediğimiz Barış Bıçakçı kitabına nihayet bu yıl kavuştuk. Aynı tat, aynı koku, değişik pek bir şey yok. Sanırım, sırf bu yüzden bir sonraki kitabı çok merak etmeyeceğim.

KALP GİDİNCE – Margaret Atwood

Damızlık Kızın Hikayesi’ni okumadım, diziyi 2 sezon izledim. Hangisi daha iyi kıyaslama yapamam. Margaret Atwood okumak çok da ilgimi çekmiyordu çünkü distopya sevmiyorum. Zaten içinden geçtiğimiz günlerin kendisi distopya gibi. Bu kitabı okumamın nedeni kafamdaki bir distopya kurgusuna benzerlik göstermesiydi ve bir tane de Margaret Atwood okumuş olmak için okudum. Şu sonuca vardım, distopya yazmak zor, kraliçesi bile hikayede bazı yerlerin çok eğreti kalmasına engel olamamış. Diğer taraftan kitaptaki hikaye hiç de uzak bir distopya değil, iki yıl sonra oldu deseler şaşırmam.

NORMAL İNSANLAR – Sally Rooney

Kitapla ilgili orada burada yazılan aşırı övgü dolu sözlere kanmayın, sadece vakit kaybı. Ergen dizisi seyredin daha iyi.

BENİ KÖR KUYULARDA – Hasan Ali Toptaş

Beklenen bir Türk yazar kitabı daha ve hayalkırıklığı. Nedense son kitaplarda bir kendini tekrarlama var gibi hissediyorum. Gölgesizler’i de şimdi ilk kez okusam acaba onu da mı sevmeyeceğim? Galiba sorun bende ama ben gerçekten sıradan, tipik, sahtekâr, köylü kurnazı, bencil, çıkarcı, cahil Türk insanını okumak istemiyorum.

UYUYAN ADAM – Sibylle Ber

Tekinsiz bir aşk öyküsü okumak istiyorsanız buradan buyrunuz.

Başkahraman bir mizantropist olunca, onun tutkulu aşkı da sakatlanmış bir aşk hikayesi oluyor doğal olarak. Serde merdümgirizlik olunca, açıkcası anlatının konusu beni rahatsız etmedi  ve hatta anlatım dilini, üslubu sevdim. Tavsiye ederim ama öncesinde biraz mizantropi çalışın ki, hikaye sizi tırmalamasın.

DÜŞEN ŞEYLERİN GÜRÜLTÜSÜ – Juan Gabriel Vasquez

Bu yazara başka bir yazarı, Enrique Vila- Matas’ı araştırırken rastladım. Şu kadar söyleyeyim, hikaye Kolombiya’da geçiyor, gizem var, uyuşturucu var, dram var. Kesinlikle güzeldi. Yazarın diğer kitapları da okunacaklar listesinde.

MONTANO HASTALIĞI  – Enrique Vila Matas

İyi mi desem, kötü mü desem bilemedim. Entelektüel yoğunluğu yüksek olduğu için iyi ama tarz olarak aynı şeyin farklı şekillerde tekrar tekrar anlatılmasında ötürü sıkıcı, yeni yazarlar ve yeni kitaplara kapı açtığı için güzel.

Bugünlük bu kadar.

Öyle yani…