Etiketler

, , , , , , ,


Bu kitabın baş kahramanı sizsiniz.

Nasıl? Bir kitabın baş kahramanı olmak kulağa hoş geliyor değil mi? Bunda abartılacak bir durum yok ama. Neden derseniz, hepimiz zaten kendi hayatımızın esas kızı veya erkeğiyiz. Evet, öyle ama zaman zaman bundan sıkıldığınız olmuyor mu? Bazen “Ah, orada şöyle yapmasaydım da böyle yapsaydım acaba hayatım ne kadar farklı olurdu!” demediniz mi? Yapmış olduğunuz seçimlerden ötürü memnunsanız dememiş olabilirsiniz ama itiraf edin, imkan olsaydı yine de diğer alternatifleri de bilmek isterdiniz.

Kendimden örnek vermem gerekirse hayatımın şimdiye kadar olan kısmıyla ilgili şükürler olsun büyük bir pişmanlığım olmadı. Aslında fikir olarak, her şey ne kadar kötü olsa bile insanın seçimlerinin her zaman arkasında durmasından, pişman olmamasından yanayım. Buna karşın kendi hayatımla ilgili olarak geriye sarıp da ikinci bir seçim yapabilme imkanım olsaydı belki tıp fakültesinde okumak yerine başka bir şey yapsaydım ne olacağını bilmek isterdim. Dikkat! Yaşamak değil, sadece bilmek. Bizim Bey’le tıp fakültesinde karşılaştığımız için muhtemelen şimdi sahip olduğum aileye sahip olamayacaktım. Belki hiç evlenmeyecek, hayatımın en büyük eksikliği hayatın diğer alanlarında başarılı olmuş olsam bile otuz beşi geçip de bir aile kuramamış olmak olacaktı. Etrafımda var da ondan biliyorum. Yoksa her ne kadar koştur koştur evlenmiş olsam da evlilik heveslisi olmamdan değil.

Herneyse biz kitaba ve yazımızın başına dönelim.

Kitapta her okuyucu aynı yerden kitabın kahramanı olarak başlıyor. Tek sorun kız olmak zorunda olmanız.

On sekiz yaşındasınız, liseyi bitirmişsiniz, bir seçim yapacaksınız. İki ihtimaliniz var üniversiteye gidip akademik bir kariyer için ilk adımı atabilirsiniz veya sırt çantanızı alıp uzun bir yolculuğa çıkıp kendinizi veya dünyayı keşfedebilirsiniz.

Benim seçimimi tahmin etmek zor değil. Ben üniversiteye gitmeyi bilinmeyen bir zamana erteledim, erkek arkadaşımı terk ettim ve yolculuğa çıktım. Her bölümün sonunda size iki seçenek sunuluyor ve siz birini seçip ilerliyorsunuz. Ben birinci bölümden üçe, üçten altıya, altıdan on ikiye….şeklinde ilerlerken önce Avrupa’ya, İtalya’ya gittim. Roma’da bir kafede sarhoş olup tanımadığım insanlarla acayip bir gece geçirdikten sonra soluğu Floransa’da aldım, orada hayta ressam Filippo ile tanıştım ve onunla birlikte onun evinde yaşamaya başladım. Filippo iyi hoştu ama cimri, kaba ve bencildi. Filippo bir kere bile minik bir jest yapmamanın yanı sıra neredeyse evin tüm masrafını üzerime yıktı. Tam o sırada Sandro adında altmış yaşlarında mafya babası kılıklı biri çıktı karşıma. Doğru dürüst param, Filippo olmasa bir evim yoktu ve ailemden çok uzaktaydım. Ya Sandro’yla yemeğe çıkacak karnımı doyuracak, Filippo’dan görmediğim ilgiyi görecek ya da Sandro’yu reddederek bir bilinmeze doğru yol alacaktım. Onsekiz yaşımdaydım, altmış yaşında bir adamla ne işim olurdu, elbette reddettim. Filippo’ya ne olursa olsun aşıktım ama eve gidince bir de ne göreyim yatakta başka bir kadın vardı. Filippo’yu affedebilir miydim? Belki ama affetmedim. Durumum her ne olursa olsun benim de bir gururum, onurum vardı değil mi? Ne yapacağımı bilmez bir halde yine sokaklardaydım. Amaçsız nehir boyunca yürürken bir grup Güney Afrikalı arasında kaldım. Polisten kaçarken takkeli bir adam elime bir kutu tutuşturdu ve gitti. Kutuda esrar, ot ve yüz dolar vardı. Otlardan birini içip gerisini bir kafede sattım. Tren istasyonuna gittim. Gecenin geç saatleriydi. İki trenden birini seçip….

Sekiz bölüm sonra benim hikayem bitti. Hikayemden memnun kaldım mı derseniz, evet memnun kaldım. Tek kötü tarafı Paris’te mutlu mesut yaşarken, hiç beklemediğim bir zamanda ölüvermem oldu. Yarım saat sonra ne olacağını bilemememiz gibi.

Bu edebi bir kitap değil. Zaten kitaplar hoş vakit geçirmek için değil miydi? Öyle düşünüyorsanız ya da edebi yönü kuvvetli kitaplar okurken soluklanmak istiyorsanız işte tam size göre bir kitap. Ben belki hikayede geri döner İtalya’ya değil de İngiltere’ye giderim. Üniversite mi? Boşverin,.

Reklamlar