Etiketler

, , , , ,


Bu blogun en kayda değer yazılarının kitaplarla ilgili olanları olduğunu biliyorum. Olabildiğince spoiler vermemeye, kitabın bana düşündürdüklerini, hissettirdiklerini anlatmaya çalıştığım yazılardı onlar.Mor Fil olarak blogdan uzak kaldığım dönemde elbette okumaya devam ediyorum ama yazmak nedense zor geliyor. Hele ki, instagramın iyice popülerleşmesiyle oturup da bloga yazı hazırlamak bir tür angaryaya dönüştü. Oysa blog benim otobiyografimi yazdığım yerdi. Şimdi orada üç yılı aşkın bir boşluk var.Otobiyografinin kişinin hayatında olan olaylardan ibaret olmadığını, hatta olayların arkasında kalanların kişiyi daha iyi anlattığını düşünüyorum. Mesela, kişinin okuduğu kitaplardan çok okumayı planladıklarını daha çok önemsiyorum. Neticede okuma, bir tür kişisel gelişim yolculuğu. Bundan dört beş yıl önce sosyoloji okumak fikri bana çok sıkıcı gelebilirdi, ama bir gün Richard Sennett diye bir yazarın Yeni Kapitalizm’in Kültürü adlı kitabıyla karşılaştım. Ben aslında kapitalizmin kültüre etkisi ve sonuçta yeni yalan modern zaman insan üzerinde sebep olduğu değişiklikleri anlatacağını düşünüyordum. Kitabın dipnotlarından birinde Zygmunt Baumann adlı birinin adını gördüm. Kalktım gittim okunacakların arasında bir tane Zygmunt Baumann duruyordu, Akışkan Modern Dünya’dan 44 Mektup. Richard Sennett’i okurken anladım ki, Yeni Kapitalizm’i anlayabilmek için Klasik Kapitalizm tanımını gözden geçrimem gerekiyor, yani Karl Marx. Ama Marx orada öyle tek başına durmuyordu ki, o bir zincirin halkasıydı, öncesi ve sonrası vardı. Bu durumda Adam Smith’in İğne Fabrikası’nı, Weber’in Protestan Ahlakı ve Kapitalizm’in Ruhu’nu anlamak sonra ilerleyerek Norbert Elias’a kadar iz sürmek gerekiyordu. Onca işin gücün arasında bu yeniden üniversiteye başlamak demekti, sabrım ve zamanım yoktu. Online iki kurs aldım biri Klasik Sosyoloji Teorileri diğeri Modern Dünya Tarihi. Malumunuz, bize tarih öğrenmemiz gereken yıllarda doğru dürüst dünya tarihi anlatılmadığı, kafamıza döne döne Osmanlı, İslam ve Atatürk İlke ve İnkılaplarından başka bir şey sokulmadığı için –  yahu Mercidabık Savaşı’nı hatırlıyor musunuz, ben sadece adı mercimeğe benzediği için hatırlıyorum, yoksa ne tarihi, ne önemi, ne de öncesi sonrasıyla bağlantısı hakkında tek kelime yok aklımda – resmen cehaletin dibine vurmuş hissediyordum kendimi. Şimdi dizi dizi, kimini okuduğum kimileri okunacak sosyoloji kitaplarım var. Ömür yeterse okurum. Bakalım hangisinden başka hangi kitaba savrulacağım. Ama güzel böylesi, seviyorum.Geçenlerde birisi bana dedi ki, senin okuduğun kitaplar hiç duymadığım, bilmediğim kitaplar, yazarlar oluyor. Cevabı basit, çünkü okuduklarım best seller (çok satan) değiller, en azından Türkiye’de. Halbuki birçoğu için dünyada durum aksine, çünkü bazıları büyük ödüllerin sahibi yazarlar.Keyifle okuduğum yazarlardan birisi de Anne Tyler’dır. Uzun yıllar evvel Can Yayınları’ndan, kelepir kitaplarından, ki yayınevleri satamayan, depoda yer işgal eden kitaplarından kurtulmak için böyle kampanyalar yapar,almıştım. Kitabın adı Amatör Evlilik’ti . Yazarın kendine has, muzip, zaman zaman okuruna tokatı yapıştırmaktan çekinmeyen, lafı uzatmadan anlatacağını anlatan bir üslubu ve oldukça sağlam bir kurgusu vardı. Aradan geçen zamanda denk geldi, The Beginner’s Goodbye’ı okudum. The Beginner’s Goodbye’ın arkasında yazarla yapılmış bir söyleşi vardı ve orada yine okuma listeme koyduğum bir yazardan bahsediyordu Anne Tyler, Erwing Goffmann ve onun The Presentation of Self in Daily Life’ının (Gündelik Yaşamda Bireyin Sunumu) kendisine katkısının büyük olduğunu okumak beni çok heyecanlandırmıştı. Demek ki, yazarın karakterlerinin bu kadar başarıyla kelimelerde kendilerini bulamalrının arkasında yatan nedenlerden biri buydu. Yani, başarısından mutlak emin olduğum bir yazarla aynı izleri sürme ihtimalim vardı. (Planda Erwing Gofmann’ın Kamusal Alanda İlişkiler’ini de okumak var)Anne Tyler, biraz da benim okumaya kıyamadıklarımdan, o yüzden bu iki kitabından başka okumamıştım. Türkçe’de bildiğim bir iki kitabı daha var,  Mavi Makara bunlardan birisi. Halbuki, yazarın İngilizcesi de çok rahat okumaya elverişli, The Beginner’s Goodbye’ı sanki anadilimde okuyor gibiydim, zorlanmadım.Bu uzun girişten sonra, biliyorum artık kimsenin uzun uzadıya okuma sabrı yok, Anne Tyler’ın geçen hafta karşılaştığım ve iki günde, bir solukta okuduğum kitabından bahsetmek için gelmiştim, bendeniz Mor Fil.Hogarth Yayınevi’ni bazılarını duymuş olabilir. Hogarth, İngiltere’nin en köklü yayınevlerinden biridir ve Virginia Woolf’un eşi Leonard Woolf tarafından kurulmuş olması, Virginia Woolf’un eserlerinin bu yayınevi tarafından basılmış olması da dünya edebiyatında ayrıca önemlidir. Hogarth Yayınevi bir süre önce bir proje başlatmış. Shakespeare’in belli başlı eserleri günümüzün yazarları tarafından yeniden yorumlanarak yazılıyor. Anne Tyler da bunlardan biri ve benim okuduğum kitabı da Hırçın Kız’ı (The Taming of the Shrew) kalıp alan ama dört başı mamur bir Anne Tyler eseri olan Sirke Kız’dı (Vinegar Girl).Sirke Kız’ın protagonisti Kate, 30 una yaklaşmış, bilimadamı babası ve kendinden on beş yaş küçük kızkardeşi ile yaşayan, anaokulunda 4 yaş grubunun yardımcı öğretmenidir. Hemen hiç ilgi çekici değildir. Zaten onun da böyle bir derdi yoktur. Bir günü diğerine benzemektedir. Bir gün babası laboratuvarda yanında çalışan Pyotr Scherbekov’un önemli bir sorunu ile ilgili garip, başta kabul edilmesi imkansız bir teklifle karşısına çıkana kadar  Kate’in hayatı sonsuza kadar böyle sürüp gidecek gibi görünmektedir.Kate kolay unutulacak bir edebi karakter değil. Kendine has bir espri anlayışı var, lafını sakınmıyor, sabırlı, öyle ki ben olsam onun yerinde kızkardeşi Bunny’e daha beşinci sayfaya gelmeden kafa göz dalardım. Olay örgüsünde okuru aman aman meraka sürükleyecek bir şey yok, zaten yazarın da böyle bir vaadi yok. Pazar günü salonun perdelerini indirmiş, sıradan bir Amerikan filmi izler gibi okunuyor. Öyle katmanlar filan yok, mesajsız, öğreticilikten uzak şekilde Anne Tyler hikayesini anlatıyor. Yazar genel olarak Hırçın Kız’ın anahatlarından uzaklaşmamakla birlikte yine de kendi hikayesini başarıyla kurgulamış ancak yine de bir şekilde modelin getirdiği kısıtlılık hissediliyor.Sheakespeare Yeniden adı altında yayınlanmakta olan serinin çıkmış/ çıkacak diğer kitapları ise şöyle:

  • Jeannette Winterson – Zaman Boşluğu (Kış Masalı)
  • Margaret Atwood – Cadı Tohumu (Fırtına)
  • Jo Nesbo – Macbeth (Macbeth)
  • Howard Jacobson – Benim Adım Shylock (Venedik Taciri)
  • Edward St. Aubyn – …………… (Kral Lear)
  • Tracy Chevalier- ………….. (Othello)
  • Gillian Flynn – …………… (Hamlet)

Heyecan verici görünüyor,  değil mi? Listedeki ilk üçünü sipariş ettim, yolda. Bu yaz güzel geçecek anlaşılan. Oysa bu yazın okuma listesinde iki tuğla kalınlığında kitap vardı ve bunlardan biri ile Kobo’nun açılışını yapacaktım. Ama güzel kitap iyidir, hele ki böylelerini keşfetmek emsalsizdir. Neyse, onları da bunların aralarına serpiştiririm.Öyle yani…

Reklamlar