Etiketler

, , , , , , ,


Köylü ile eşeğini konu eden bir hikaye ve ondan da çıkan bir deyiş vardır, “Allah sevdiği kuluna sevindirmek için eşeğini önce kaybettirir, sonra da buldururmuş,” diye.

Köylü değilim, ne yazık ki… Eşeğim de yok ama yukarıda anlattığımın bir türevi dün sabah başıma geldi. Tabii ki BB (Bizim Bey) pek eğlendi.

Hafta sonunda tüm çabalarıma karşın 22/11/63’ü bitirmeyi başaramadım. Pazar akşamı ev halkı uykuya yattıktan sonra kalan seksen sayfamı okudum. Bir de ne göreyim, son dört sayfa yok. Yani, günler boyu sabırla 810 sayfayı okumuştum ve ne yazık ki son kısmı bilemeyecektim. Saat gece 01:00 filandı. Kahroldum, yıkıldım. Çantalarıma baktım, hatta son seyahatte yanıma aldığım çantaları gecenin o vaktinde kimseyi uyandırmamaya çalışarak tepelerden indirdim. Yoktu işte… N’apıyım, dedim. Ertesi gün öğle tatilinde en yakın kitabevine gider, son dört sayfayı okurdum.

Sonra sabah oldu, bir telaştır okula ve işe gitme hazırlığı başladı. Salona girdim, akşamdan kalan dağınıklığı toparlarken ne göreyim kaybolan dört sayfa masanın altındaydı. Resmen sevincimden çığlık attım. BB önce koşup geldi, sonra da benimle dalga geçti tabii…

Artık size o 815 sayfayı anlatmalıyım.

Jake Epping Amerika’nın kuzeybatısında  Maine – Lisbon Falls’da yaşayan sıradan bir İngilizce öğretmenidir. Evliliği alkolik karısı yüzünden bitmiştir. Zaman zaman gittiği ve yemek yediği, kasabanın hamburgercisi Al Templeton’ın bir gün ona bir tavşan deliğinden bahsetmesiyle har şey değişir. Bu tavşan deliği 1958’de bir Eylül öğleden sonrasına açılan zamanda yolculuk kapısıdır.

Al, bu kapıdan defalarca geçmiş ve görmüştür ki, her geçiş bir öncekini sıfırlamakta ve 1958 ve sonrasında ne kadar kalırsa kalsın 2011’e geri döndüğünde sadece iki dakika geçmiş olmaktadır.Son gidişinde aklına koyduğunu gerçekleştirmek için 1958 ve sonrasında en uzun zamanı geçirir ama yakalandığı akciğer kanseri yüzünden amacına ulaşmaksızın 2011’e geri dönmek zorunda kalır. Kanser son safhasında olduğu için bir daha deneyemeyecektir ve amaçladığı şeyi yapmasını Jake Epping’den ister. Jake 1958’e gidecek ve orada beş yıl geçirerek 22/11/63’te Amerika Başkanı JFK’e düzenlenen suikastı engelleyecektir. Al, suikast olmasaydı dünyanın bugün olduğundan daha güzel olacağına inananlardandır.

Jake tereddüt etse de kabul eder.

Bu kitaptan önce sadece iki Stephen KING okumuştum ve bu iki kitapla (Hayvan Mezarlığı ve Misery) Stephen KING’in benim yazarlarımdan biri olmadığını anlamıştım.

Bu kitabı okumama neden olan şey birincisi konusu, ikincisi ise Stephen KING’in tarz değiştirmiş olmasıydı ki, değiştirmiş. Yine de arada bir yerlerde eski Stephen KING parıltıları ister istemez kendini belli ediyordu.

İlk 300 sayfa iyiydi. Altı yüz elliden sonrası da iyiydi. Yani aradaki kısmın yirmi sayfaya indirgenebileceğini varsayarsak (çok mümkün), kesinlikle 300 sayfanın “Okuru tuttum, bırakmayayım,” mantığı ile yazıldığını söyleyebilirim. Okumamışlar için o aradaki 300 sayfayı da şöyle özetleyeyim.

Jake dört yılı geçirmek için Dallas’ın Jodie kasabasına yerleşir ve kasaba lisesinde İngilizce öğretmenliği yaparken okul kütüphanecisi Sadie adlı kadına aşık olur. Gerisi aşk meşk, sıradan orta Amerika yaşamı.

Okurken “kaç sezonluk dizi olur?” düşüncesine kapılmamak mümkün değil ama gereksiz. Zira Stephen KING film hakkını çoktan satmış, sonbaharda çekimlere başlanıyormuş.

Sonuç olarak diyebilirm ki, okurken zaman zaman sıkıldıysam da bırakamadım. Bazı okurlar sonunun şişirilmiş olduğundan yakınmışlarsa da bence yakınacak bir şey yok. Zaten akışta yazarın sonda bir şey vaad etmediği açıkça belli oluyor.

Öyle yani…

Reklamlar